Kategori: Genel

  • Dissosiyatif Füg Nedir?

    Disosiyatif bozukluklar yani ayrışma bozuklukları hafızanın, anıların ve kişisel bilgilerin kaybolmasını içeren zihinsel bir sorundur. Disosiyatif füg, disosiyatif bozukluklar başlığı altında yer alan bozukluklardan biridir. Disosiyatif fügü olan kişiler, kişisel kimliklerini geçici olarak kaybederler ve dürtüsel bir şekilde evlerinden ya da iş yerlerinden uzaklaşıp seyahat ederler. Gittikleri yerlerde genellikle kim olduklarını unutur ve yeni bir kimlikle orada bulunurlar. Dışarıdan bakıldığında bu bozukluğa sahip olan insanlar, tuhaf bir görünüm ya da tuhaf bir davranış sergilemezler ve dışarıdan disosiyatif bir bozukluğa sahip olduklarını belli etmezler.

    Disosiyatif Fügün en temel özelliği “evden ya da günlük faaliyetlerin geçtiği yerlerden uzağa beklenmedik bir şekilde seyahat etmesi, geçmiş anıların bir kısmını ya da tamamını hatırlamama” ile ilişkilidir. Bu durumla ilgili seyahatlar birkaç saat ya da birkaç ay sürelebilir. Hatta bazı kişiler Disosiyatif Füg durumundayken binlerce kilometre uzağa gidebilirler. İlk başta kişiler gittikleri yerlerde tamamen normal görünebilirler. Ancak kişi için zamanla karışıklık ortaya çıkmaktadır. Kişi birdenbire kendisini bulunduğu yere ait olmadığını anlayabilir.

    Hafızanın kaybı, kişisel bilgilerin ve geçmiş yaşam deneyimlerinin bozulması gibi işlevlerden biri veya birkaçı bozulduğunda ortaya bazı belirtiler çıkabilir. Bu belirtiler sosyal, akademik veya iş yaşantısındaki ilişkiler dahil olmak üzere kişisel ilişkilerde genel anlamda bozulmalara neden olabilmektedir.

    Dissosiyatif fügün belirtileri nelerdir?

    Kişide var olan disosiyatif füg’ün belirtilerini çevredeki diğer insanların tanıması zordur ve dışarıdan bireyin davranışları normal olarak görülmektedir. Disosiyatif füg’ün ortak olan belirtileri aşağıdaki gibidir:

    • Ani ve plansız seyahatlar yaparak evden uzaklaşma
    • Kişinin geçmiş olayları veya hayatından önemli bilgileri hatırlayamama
    • Kimlik ile ilgili kafa karışıklığı ve hafıza kaybı
    • Var olan hafıza kaybını telafi etmek için ortaya yeni bir kimlik koyma
    • Aşırı sıkıntı hali ve günlük işleyişteki sorunlar

    Disosiyatif fügün ortaya çıkmasının nedenleri nelerdir?

    Disosiyatif füg, kişinin kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu savaş, tecavüz, kazalar, doğal afet, veya aşırı şiddet görme gibi travmatik olayların sonucu olabilecek aşırı stres durumlarında ortaya çıkabilmektedir. Bunun yanında alkol ve madde kötüye kullanımı sonucu disosiyatif füg benzeri durumlar ortaya çıkabilmektedir. Kısaca disosiyatif fügün ortaya çıkmasına aşağıdaki ortak nedenler söz sahibi olabilir:

    • Aşırı utanç duygusu
    • Savaşın neden olduğu travma
    • Kazaların veya doğal afetlerin neden olduğu travma
    • İşkence
    • Çocukluk çağında yaşanan uzun süreli duygusal ya da fiziksel istismar

    Kişinin bahsedilen bu travmaları mutlaka kendisinin yaşamasına gerek yoktur. Kişi bunlara tanıklık etmiş olabilir ve gördükleri tarafından ciddi derecede travma geçirmiş olabilir. Ayrıca aile geçmişinde yer alan disosiyatif bozukluklar da kişiyi genetik olarak bu bozukluğa yatkın hale getirme olasılığı vardır.

    Disosiyatif füg ne kadar yaygındır?

    Disosiyatif füg toplumun geneline bakıldığında nadir olarak görülmektedir. Bu bozukluğun görülme sıklığı savaş zamanı ya da doğal afet gibi stresli veya travmatik dönemlerde artış göstermektedir.

    Disosiyatif füg ile beraber seyreden ya da ilişkili durumlar

    Aşağıda sayılan komplikasyonlar disosiyatif füg ile ilişkilidir ve hafif ila şiddetli olmak üzere değişkenlik gösterebilir. Beraber seyreden bu durumlar uzman tarafından mutlaka izlenmelidir.

    • İntihar düşünceleri
    • Anksiyete (Bunaltı)
    • Depresyon
    • Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB)
    • Kişilik bozuklukları
    • Yeme bozuklukları
    • İş veya ilişki sorunları
    • Uyku bozuklukları
    • Yoğun alkol veya madde kullanımı

    Disosiyatif füg nasıl teşhis edilmektedir?

    Eğer disosiyatif füg belirtileri mevcutsa, bir uzman tarafından tam bir yaşam öyküsü ve klinik gözlem çerçevesinde bir değerlendirme yapılacaktır. Özellikle disosiyatif bozuklukların tespitinde tıbbi testler uygulanmamasına rağmen, fiziksel hastalıkların ya da ilaç etkilerini göz ardı edebilmek amacıyla çeşitli testler de uygulanabilmektedir. Epilepsi, kafa travmaları, madde kullanımı, ve alkol zehirlenmesi gibi nedenlerin de disosiyatif bozukluklara benzer semptomların oluşmasına yol açabilmektedir. Bu tıbbi testlerin yapılmasındaki temel amaç da disosiyatif füg’ün nedeninin ne olduğunu tam anlamıyla bilmektir.

    Eğer kişide fiziksel bir sorundan bağımsız olarak disosiyatif füg varsa, kişi ruhsal hastalıkları teşhis ve tedavi etmek amacıyla alanında özel olarak eğitilmiş bir psikiyatriste ve psikoloğa yönlendirilebilmektedir. Psikiyatristler ve psikologlar, disosiyatif bozukluğu olan bir kişiyi değerlendirebilmek için özel olarak tasarlanmış testler ve değerlendirme araçları kullanmaktadır.

    Disosiyatif füg nasıl tedavi edilir?

    Disosiyatif Füg’ün temel amacı, kişide hafıza kaybını tetikleyen stresi veya travmasını çözmeye yardımcı olmaktır. Tedavi ayrıca, kişinin Disosiyatif Füg’e neden olan travmalar ve stresle başa çıkma mekanizmaları geliştirmesine yardımcı olmayı hedeflemektedir. Tedavi yaklaşımı kişiye ve belirtilerin şiddeti ya da sıklığına göre farklılık göstermesine bağlı olarak aşağıdaki tedavi yöntemlerinin kombinasyonunu içermektedir:

    Bilişsel Davranışçı Terapi: İşlevsel olmayan düşünce kalıplarını değiştirmeye ve duygu, düşünce, davranış döngüsü çerçevesinde ortaya çıkan olumsuz otomatik düşüncelere odaklanan bir psikoterapi yöntemidir. Bu yöntem ile kişide disosiyatif füg’ün oluşmasına neden olan stres ve travmalar ile başa çıkma becerisi geliştirilir.

    İlaç Tedavisi: Disosiyatif Bozuklukları tedavi etmek için belirlenmiş spesifik bir ilaç bulunmamaktadır. Bununla birlikte disosiyatif füg’ü olan bir kişide depresyon ve anksiyeteye bağlı sorunlar varsa antidepresan ve anti – anksiyete ilaç tedavisi önerilebilmektedir.

    EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme): Disosiyatif fügde, travma kaynaklı hafıza kayıplarını gidermek için uygulanmaktadır. EMDR ile var olan travmalar çalışılarak, kişinin bu travmalar karşısında hissettiği olumsuz beden duyumlarını giderme amacını hedeflemektedir.

    Hipnoterapi: Bu, insanların bilinçli zihinlerinden saklayabilecekleri düşünce, duygu ve hatıraları keşfetmelerine olanak tanıyan, değiştirilmiş bir bilinçlilik durumu (farkındalık) elde etmek için yoğun gevşeme, konsantrasyon ve odaklanmış dikkat kullanan bir tedavi yöntemidir.

    Disosiyatif füg’ün süresi nedir?

    Disosiyatif füglerin çoğu kısa sürelidir ve bir günden birkaç aya kadar sürer. Genellikle, hastalık kendi kendine geçer. Bu nedenle görünüm oldukça iyidir. Bununla birlikte, altta yatan sorunu çözecek tedavi olmadan yeni disosiyatif füg atakları gerçekleşebilir. Bu nedenle tedavi kişinin yaşam kalitesi adına önem taşımaktadır.

    Disosiyatif füg önlenebilir mi?

    Disosiyatif füg’ü engellemek tam anlamıyla mümkün olmayabilir ancak yukarıda bahsettiğimiz belirtiler başlar başlamaz bir uzman yardımı almak ve tedaviye başlamak yararlı olacaktır. Ayrıca kişinin yaşadığı ve disosiyatif füg geliştirmesine neden olan travmatik ya da stres verici durumu terapi yöntemleriyle çalışmak, kişinin yeni bir disosiyatif füg geliştirme riskini azaltmaya yardımcı olacaktır.

    Ne zaman uzman yardımı almalıyım?

    Sevilen bir kişinin ciddi veya uzun süreli travma ya da strese maruz kaldığı durumlarda, düşüncelerde herhangi bir karışıklık veya hafıza kaybı belirtileri gösterdiği zaman mutlaka bir uzman desteğine başvurmanız önerilebilir. Bu kişinin ayrıca stres ve travma durumlarından sonra ortadan kaybolduğunu başka yerlere gittiğini ve hafızasında kopukluklar olduğunu görüyorsanız bu ciddi durumu atlamadan psikiyatrist ve psikolog yardımı almanız gerektiği unutmamalısınız. Bunun yanı sıra yukarıda sayılan belirtilerin tıbbi kontrollerden sonra herhangi bir fiziksel durum olmadığı görülüyorsa psikolojik anlamda yardım alınması gerekmektedir. Disosiyatif füg ile erken çıktığı dönemde çalışmak semptomların kötüleşmesini ve kişinin yeni disosiyatif füg geliştirme olasılığını azaltmaktadır.

    Referanslar
  • Çocuğum Okula Hazır mı?

    İlkokula başlama çocuğun eğitim hayatına attığı ilk adımıdır. Başladığından  itibaren okul, çocuk için kendini geliştirme ve bazı becerileri edinmede önemli bir yerdir. Çocuk okul sayesinde arkadaşları ile birlikte etkinliklere katılmayı, belirli bir disiplin ve plan ile  kurallara uymayı , öğretmenin talimatlarını yerine getirmeyi , okuma-yazma, aritmetik vb. konuları öğrenmeye başlar. Çocuk her şeyin başında öncelikle okula uyum  sağlamaya sonrasında  ise okuma yazma becerisini kazanmaya çalışır. Okuma yazma, çocuğun en önemli görevlerindendir. Çünkü  ileride akademik görevleri başarıyla yerine getirebilmesi için öncelikle okuma- yazma bilmesi gereklidir. Ama okuma-yazma becerisini kazanabilmek için de okula uyum sağlaması gerekmektedir.

    Çocuk okulda arkadaş ve öğretmenleriyle etkileşim içine girer. Bu etkileşim fiziksel, duygusal, zihinsel ve dil gelişimi alanlarındaki becelerini uygulayabildiği bir süreçtir. Sürecin sağlıklı gerçekleşebilmesi için becerilerini gerçekleştirebilecek olgunluğa sahip olması gerekir.  Bir çocuğun okula uyum sağlayabilmesi ve okuma- yazma becerisini kazanması okul olgunluk düzeyine bağlıdır.

    Okul olgunluğu nedir?

    Okul olgunluğu, çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal anlamda okula hazır olması demektir. Ayrıca çocuktan çocuğa değişen bir kavramdır.

    Okul olgunluğuna sahip olan bir çocuk, gelişimsel açıdan (duygusal, fiziksel, zihinsel, sosyal)  belirli bir düzeye gelmiş olmalıdır ve ondan istenilenleri de doğru ve başarılı şekilde yerine getirmesi gerekmektedir.”

    Zihinsel düzeyde çocuğun yaşına uygun bir öğrenme ve kavrayış düzeyine sahip olması olgunluğu temsil eder.

    Bu tanımlara göre, çocuğun okuma yazma becerilerini kazanabilmesi ile okul olgunluğu arasında ilişki olduğu söylenebilir. Çocukların okul için gerekli becerileri (fiziksel, duygusal, zihinsel ve dil gelişimi alanlarında) yerine getirebilmesi için bulundukları yaşta büyük  önem taşır.

    Okula başlama olgunluğunda çocukta bulunması gereken en önemli krtiterlerden biri, çocuğun sağlıklı bir bedensel gelişime sahip olmasıdır. Çocuğun yaşı, boyu, ağırlığı, büyük ve küçük kas gelişimi, görsel ve işitsel algısı, el-göz koordinasyonu gibi özelliklerinin sağlıklı bir gelişim göstermesi okula başlamada, belirli olgunluğa erişilmesinde önemlidir.

    Olaylar arasında ilişki kurma, nesnelerin özelliklerini algılama ve ayırt etme, problem çözme, dikkatini toplama ve sürdürme gibi zihinsel özellikler öğrenme sürecinde başarılı olmada oldukça etkilidir. Zihinsel olarak yeterli olgunluğa erişmiş olan çocuklar, yeni düşünceler geliştirmede, okulda yeni tecrübeler  edinmede ve bunlara bağlı olarak okula adapte olmada daha başarılı ve hızlı olurlar.

    Dil, belli başlı öğrenme yollarından biridir. Bu yüzden hem sözlü hem de yazılı olarak büyük önem taşımaktadır. Etkin bir şekilde dinleyebilen ve konuşabilen çocuk başkalarıyla ilişkilerinde de  başarılı olduğu gibi  öğrenme stratejileri geliştirmede ve okuma yazma becerisi kazanmada yaşıtlarına göre daha başarılı olur.

    Yaşına uygun dil becerileri geliştirmeyen çocuklar ise sosyal uyumsuzluk, okuma zorluğu yaşamakta ve okulda çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedir.

    Duygularını rahatça ifade edebilme, kendini güvende hissetme, çevresindeki yetişkinler ve akranları ile rahat bir şekilde iletişim kurabilme çocuğun duygusal olarak sağlıklı olduğunu gösterir.

    Çocuk duygusal yönden dengeli ve sağlıklı bir gelişime sahip ise okuldaki öğrenme etkinliklerine katılmada zorluk yaşamaz. Bu da olumlu benlik algısını ve özgüvenini geliştirmesini sağlar.

    Kendini sözel olarak ifade edebilme, iletişim kurabilme, paylaşma, sorumluluk alma ve sorumluluk yerine getirebilme gibi beceriler çocuğun diğer bireylerle iletişim kurmasını ve bunları sürdürmesini sağlamaktadır.

    Çocuğun ileri düzey oyun becerilerine sahip olması da, özellikle akranlarıyla iletişim kurması açısından gerekli olan sosyal özelliklerdendir.

    Farklı alanlardaki becerileri açısından belirli bir seviyeye ulaşmış olan çocuklar okul yaşamlarında uyumlu, mutlu ve başarılı olabilirler .

     Türk Tabipler Birliği 2012 yılında okula erken başlama ile ilgili bir  rapor yayınlamıştır:

    Altı yaşından önce el-göz koordinasyonunun sağlanamamış, İnce motor becerilerin beklenen olgunluğa erişmemiş, Soyutlama, odaklanma ve dikkati sürdürme becerileri yeterince gelişmemiş çocukların öğrenme hızları diğer öğrencilere göre daha yavaş olmuştur. (Türk Tabipler Birliği, 2012)

    Tüm bu tanımlamara ek olarak, araştırmacılar  okul eğitimine başlamadan önce mutlaka  çocukların olgunluk düzeyine bakılması gerektiğini ifade etmişlerdir. Çocukların belirli bir yaşa geldiğinde okul olgunluğuna sahip olduğu düşünülmektedir. Yani bu durumda yaş ölçütü okula başlama konusunda en yaygın ölçüt olarak gösterilmiştir. Yaş ölçütü sık sık değiştirilir ve ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir.

    Türkiye’de 2012 yıllarına kadar çocuklar 72 ayını doldurduktan sonra okula başlarlardı. 2012 yılından sonra ise okula başlama yaşında değişiklikler olmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı, İlköğretim Kurumları Yönetmeliğine göre 66 ayını dolduran çocukların okula kaydı yapılabilecektir. Yaşı ile kayıt olma hakkını kazanan çocuklar okula başlayabilir. Fakat yaşça kayıt olma hakkı kazanıp gelişimsel olarak okula başlamaya hazır olmayan çocuklar için hazır olmadıklarına dair  sağlık raporu alınır. Bu durumda da çocuk okul öncesi eğitime yönlendirilir veya okula kayıtları bir yıl ertelenir. (Milli Eğitim Bakanlığı [MEB], 2013).

    Çocuğun okul olgunluğuna sahip olduğu nasıl anlaşılır?

    1- Öz bakım becerileri: Tuvaletini yalnız başına yapabilmeli, dişlerini fırçalayabilmeli, kendi başına giyinebilmeli ve soyunabilmeli , düğmelerini ilikleyip çözebilmeli, kendisi yemek yiyebilmeli, çanta defter kalem vb. gibi eşyalarına kendisi sahip çıkabilmeli ve toparlayabilmelidir.

     2- Sosyal- duygusal gelişim: Kurallara uygun davranışlar sergileyebilmeli, okul ortamında ortaya çıkabilecek durumlarla ( öfke, gerilim vb. ) baş edebilmeli,  arkadaşlık başlatabilmeli ve sürdürebilmeli, oyun kurallarını anlayıp sırasını bekleyebilmelidir. (oyun oynama ve  kurallarıa uymak sosyalleşmeleri açısından çok önemlidir.)

    3- İnce motor -küçük kasların motor gelişim: Çocuklar yazı yazabilmek için ince motor becerilerinin gelişmesine ihtiyaç duyar.  Okul çağına gelindiği zaman 1′den 10′a kadar rakamları bilmeli, daire, kare, dikdörtgen, üçgen gibi geometrik şekilleri çizebilmeli, dikey, yatay, eğik, eğri çizgileri çizebilmeli, şekillerin sınırını taşırmadan boyayabilmeli, basit insan çizimi yapabilmeli (baş, vücut, kollar, bacaklar, ağız vb.), su, ayran gibi akıcı maddeleri bir kaptan diğerine boşaltabilmeli,  ipe boncuk dizebilmelidir.

     4- Kaba motor- büyük kasların motor gelişimi: Okul çağı çocuğu 5 kez üst üste sekerek sıçrama hareketi yapabilmeli, öne doğru takla atabilmeli, kendine atılan küçük bir topu elleriyle tutabilmelidir.

    5- Bilişsel Gelişim; Burada yer alan beceriler algılama, dil ve kavram alanındaki gelişmeleri içermektedir.

    A- Algılama gelişimi:  Yaklaşık 12 kadar ana ve ara rengi bilmeli, 1 den 20′ye kadar olan rakamları tanıyabilmeli, dokunarak nesneleri sayabilmeli, 1′den 10′a kadar olan sayılarla toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeli, haftanın günlerini sayabilmeli, aynı anda birbirini takip eden 2-3 emri yerine getirebilmeli, anlatılan bir öyküdeki detayları hatırlayabilmeli, sebep sonuç ilişkileri kurabilmelidir.

    B- Dil gelişimi: Adını soyadını , ailedeki kişilerin isimlerini söyleyebilmeli, neden sorusunu açıklayarak cevaplayabilmeli, geçmiş şimdiki ve gelecek zaman ile ilgili konuşurken kelimeleri (dün, bugün, yarın) doğtu kullanabilmeli, dilbilgisi kurallarına uygun konuşabilmeli, zıt anlamlı kelimeleri söyleyebilmelidir.

    C- Kavram gelişimi ölçütleri: İlkokul çocuğu büyük- küçük kavramlarını, sağını, solunu bilir, nesneleri büyüklük, genişlik ve uzunluk özelliklerine göre sınıflandırabilmelidir.

    Okul olgunluğunu ölçen bir test var mı?

     “Metropolitan  Okul Olgunluğu Testi” çocuğun okul olgunluğunu ölçebilen bir testtir. Çocukların okula ve okulun gerektirdiği kurallara, bununla birlikte öğrenmeye hazır olup olmadığını belirlemek amacıyla uygulanan bir testtir. Okula başlayacak olan çocuklarda bulunması beklenen fizyolojik, bedensel ve zihinsel gelişim özelliklerini değerlendirme amacı ile kullanılmaktadır.

    Metropolitan Okul Olgunluğu Testi, Kelime Anlama, Cümleler, Genel Bilgi, Eşleştirme, Sayılar, Kopya Etme gibi 6 alt test ve toplam 100 maddeden oluşur.

    Testin sonucunda, çocuğun okul için gereken olgunluğa ne ölçüde sahip olduğu ve gelişimsel düzeyi ile ilgili bilgiler  elde edilmektedir.

    Okula hazır bulunuşluk testi olan Metropolitan Okul Olgunluğu Testi ayrıca okula gidecek olan çocukların okula hazır bulunuşluk düzeylerini ve psikolojik olarak okula hazır olup olmadıklarını da ölçmektedir.

    Çocukların hazır olmadan okula başlamaları psikolojilerini nasıl etkiler?

    Çocuk okula başladığında gireceği yeni sosyal ortam ruh sağlığını olumlu ve olumsuz etkileyebilir. Çocuğuk eğer yukarıda bahsettiğimiz gibi okula başlamaya hazır bir durumda ise bu etki olumlu olur. Fakat çocuk hazır değil ise girdiği yeni sosyal ortam katlanılması çok zor bir ortama dönüşecektir. 

    Çocuğun ruh sağlığına etkileri:

    • Küçük yaşlarda okula başlayan çocuklarda, altı yaşlarında okula başlayan çocuklara göre ayrılık kaygısı daha fazla gözlemlenmektedir. Bu küçük çocuklar özellikle okul öncesi eğitim almadılarsa bu kaygı riski daha da artabilir.
    • Dürtü kontrolü 5 yaşındaki bir çocukta tam olarak gelişmez. Davranışlarının kontrolünü sağlamakta zorlanabilir, sınıfta sırada otururken beklemede ya da okul içerisinde uyması gereken kurallarda zorlanabilir.
    • Beş yaşından önce el-göz koordinasyonu, ince motor becerileri tam gelişmemiş ise işlemsel düşüncenin, soyut düşüncenin  yetersizliği ile dikkati sürdürmedeki güçlükler nedeniyle bu yaştaki çocuklar öğrenme becerilerinde zorlanacaklardır. Bu yaştaki bu durumda olan çocukların okulda belli bir başarı elde etmede zorlanmaları veya başarı elde edememeleri gelişimsel açısından normal kaşılanabilir. Fakat okulun beklediği başarıyı karşılamayınca, başarısız, öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği gibi olumsuz tanımlamalara maruz kalır.
    • Bu çocukların 6 yaş grubu (72-83 aylar) ile aynı sınıflarda eğitim alması onlar için ayrı bir sakınca getirmektedir. Çünkü aynı sınıfta 60-66 aylarında çocuklar ,yani aralarında 2 yıl fark olan çocuklar olacaktır. Bu durumda 72-83 aylık çocuklar ile  60-66 aylık çocuklar arasında gelişimsel farklar olacaktır ve 72-83 aylık çocuklar daha önde olacaktır. Diğerlerinden hızlı öğrenecek, istenenleri daha hızlı ve kolay yerine getirebilecektir. 60- 66 aylık çocuklar ise sınıfta başarısız olarak nitelendirilecek ve bu duygu onların eğitim hayatları boyunca devam edecektir.
    • Bu durumda öğretmenlere büyük görev düşer. Çocuklar için en önemli rol model öğretmendir. Çocukla kuracağı bağ çok önemlidir. Başarı kaygısı ile hareket eden bir öğretmen yerine çocuğu güvende hissettiren , ilgisini esirgemeyen, kıymet veren bir öğretmen olması çocuğun gelişimi ve başarısı için oldukça önemlidir.

    Çocukların okul döneminde karşılaşabilecekleri sorunlar

    1. Anneden evden ayrılmakta güçlük, ayrılık kaygısı
    2. Okul fobisi
    3. Arkadaş edinme ve iletişim kurmada güçlükler
    4. Okul ve sınıf kurallarına uymakta güçlükler
    5. Güvensizlik, kaygı bozukluğu
    6. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlüğü
    7. Ödev yapma problemleri

    Araştırmacılar erken dönemde başarısızlık duygusunu yaşayan çocukların okuldan soğuduklarını ve okul hayatlarını kısa sürede bıraktıklarını ortaya koymuştur. Buna bağlı olarak çocuğun doğru zamanda okula başlamaması çocuğun kendini başarısız hissetmesine sebep olur ve bu duygu ile büyürken kendine güvenemeyen, başarısız, inancı kalmamış bir çocuk olur

    Okul seçiminde nelere dikkat edilmelidir?

    Okul seçimi özel okul tercih eden aileler için önemlidir. Çünkü devlet okullarında okuyacak öğrencilerin okulları resmi olarak devlet tarafından belirlenmektedir. Çocuklar kendi ikamet ettikleri adreslerine en yakın okula kayıt olurlar. Özel okul seçimi yapılırken dikkat edilmesi gereken ilk konu eğitim sistemidir. Burada öğretmenlerin mesleki tecrübeleri, okulun psikolojik hizmetlerinin durumu, öğretim yöntemleri, resim- müzik gibi derslere verilen önem, okulun bazı branşlarda aldığı ödüller dikkate alınabilir. Bu koşullara dikkat edildikten sonra fiziki koşullara bakılabilir. Spor salonları, havuz, laboravuvarlar incelenmesi gereken başlıca alanlardan birkaçıdır.

    Çocuklar okulun ilk günlerinde neler yaşar?

    Çocuklar okulun ilk günlerinde belirsizlik, güvensizlik, tedirginlik, terk edilme ve kaygı duygularını yoğun olarak yaşarlar. Anneden ayrılmak, yeni bir ortama girmek, kalabalık sınıflar, arkadaşsızlık, kendini yabancı ve tek hissetme  gibi sebepler bu duygulara neden olabilmektedir. Çocuklar bu duyguları hissederken onlara sevgi ve ilgiyle yaklaşılmalıdır. Yoksa daha da artar ve başlarken uyum sorunu olarak yaşanan problemler ilerledikçe psikoojik rahatsızlıklara yol açabilir. Bu durumda başarısızlığa sebep olur. Ayrıca bu duygusal belirtilerin yanında  karın ağrısı, iştahsızlık, ateş, kusma gibi fiziksel belirtiler de olabilir. Çocuklar ilk günlerde

    Çocuğun okula gitmek istememesinin nedenleri nelerdir?

    Çocuk okul ile yeni bir başlangıca adım atarken aslında hayatında bir sürü değişiklikler olur. Okula başlayana kadar evde istediği saatlerde uyanan, oyun oynayan, çizgi film seyreden çocuk okula başlayınca bunları istediği saatte yapamaz. Evde çoğu aile düzenini çocuklarına göre ayarlarken okulda böyle olma ihtimali yoktur. Çünkü okulda birçok çocuk vardır. Böyle bir durumda başlarda okula gitmek çocuklara zor gelebilir veya gitmek istemeyebilirler.

    Buna ek olarak, evde kurallara uyma alışkanlığı kazanamamış çocuklar, kuralların çokça yer aldığı okula ayak uydurmakta zorlanırlar. Bu yüzden evde yeteri kadar sınır düzen ve kurallara uyma eğitimi almamış çocuklar da okula gitmek istemeyebilirler.

    Bazı çocukların anneleri aşırı kaygılı olur. Bu anneler çocuklarını bir türlü kendilerinden ayrı bir yere bırakamazlar. Sürekli çocuklarının başlarına bir şey gelme korkusu ile yaşarlar. Bu annelerin çocukları da aynı anneleri gibi hisseder. Anneleri olmadan başlarına kötü bir şey geleceğini düşünürler ve huzursuz olurlar. Bu çocukların okula alışabilmesi için öncelikle annelerinin sakin kalabilmeyi başarması gerekmektedir. Aksi takdirde çocuklar annelerinden hiçbir zaman ayrılamalar . Bu durumda onları aşırı derecede kaygılandırır. Ayrılma söz konusu olunca bağırma , ağlama gibi davranışlar gösterirler. Sonuç olarak annelerinin bu tutumları çocukların okula alışma ve uyum sürecini zorlaştırır.

    İlk  haftalarda çocukların okula gitmemesi normal karşılanabilecek bir durumdur. Bu süreçte 1- 2 hafta ebeveynler çocukları ile birlikte okula gidebilirler. Ama iki hafta sonrasında artık ebeveynlerin çocukla okula gitmemesi gerekir. Annenin kendi kaygılarını da kontrol etmesi gereklidir. Bu durumda kararlı olmalı çocuk istemese de okula gönderilmelidir. Bir ay sonrasında artık çocuğun okula alışmış olması beklenmektedir.

    Okulun başlamasının üzerinden 1 ay geçmesine rağmen çocuk hala okula gitmek istemiyorsa, bu durum “okul reddi” olarak tanımlanır. Bu durumda bir uzman desteği yardımı almak gerekir. Çünkü çocuğun okulu reddetmesinin ardında psikolojik nedenler olabilir. Bu nedenleri incelediğimizde:

    • Bazı çocuklar annelerinden ayrılsalar bile kalabalık ortamlardan korkar ve çekinirler. Başkalarının onlara zarar verebileceğini düşünürler. Böyle olunca da okuldaki diğer çocuklardan uzak durur ve kaynaşamazlar. Okula ve sınıfa girmek istemezler.
    • Bazı çocuklar annelerinden ayrılınca ya da kalabalığa girince değil, sürekli bir kaygı halindedir. Çevrelerinde yaşanan olumsuz bir olayın hemen başlarına gelebileceklerini düşünürler. Olumsuz olay ve haberlerden çok etkilenirler. Böyle çocuklar okula adapte olmakta çok zorlanır.
    • Bazı çocuklarda takıntılı ve saplantılı düşünceler görülür. Bu çocuklar elinin kirlenmesinden, bazı seslerden, tozdan, düzensizlikten çok rahatsız olurlar. Okul gibi kontrol edemedikleri bir ortam, onların takıntılı ve saplantılı düşüncelerini tetikler ve bu nedenle okula gitmek istemeyebilirler.
    • Bazı çocuklar yaşanan olumsuz olaylardan çok etkilenir ve okul öncesi dönemde aşırı derecede çökkün, mutsuz olabilirler. Genel olarak bir isteksizlik, bıkkınlık, enerji düşüklüğü olur. Bu durumda da her gün okula gitmek çok zor gelebilir.
    • Bazı çocuklar ise okulda yaşadıkları, tanık oldukları olumsuz olaylardan çok etkilenir. Okula karşı korku beslemeye başlar.  Okulda yaralanan, tartaklanan, öğretmenin kötü bir davranışına  maruz kalan çocuklarda okula karşı bir korku gelişir. Bu korku da  çocukların okula gitmek istememelerine sebep olur.

    Yukarıda sayılan bu nedenler psikolojik nedenlerdir. Çocuğun okul reddinin çözülebilmesi için bu psikolojik problemlerin çözümlenmesi gerekir. Bu nedenle 1 ay geçmesine rağmen okula alışamayan çocuklar için bir uzmana danışıp okul reddinin gerçek nedenini öğrenmek ve bu neden üzerine çalışmak gerekir.

    Çocukların okula alışması nasıl sağlanır?

    Çocuk okula başlamadan önce , okul dışında başka bir zamanda okulu ziyaret edip tanımalıdır. Böylece okula alışmaya başlar. Okul ile ilgili  kavramlar çocukların anlayacağı şekilde anlatılmalıdır. Okul başlamadan  oyuncaklarla okul ile ilgili oyunlar kurulabilir. Bu şekilde de çocuğun  okula alışmaya başlaması sağlanabilir. Anne ve babanın aynı tutumda olması da önemlidir. Birinden biri “bırak gitmesin , çok ağlıyor” dediğinde çocuğun okula gitmeme direnci daha da artabilir. Yani ebeveynin aynı tutumda, kararlı ve sabırlı olması gerekir.

    Bunlara ek olarak, sınıf öğretmeninden veya okulun rehber öğretmeninden de yardım alınabilir. Çocuklar tamamen okula alışana, okulu benimseyene kadar  bir anda ödev ve derslerle uğraştırılmak yerine  okuldan iyice soğumaması için başlangıçta ödev ve dersleri çok yoğun yapmamak gerekir. Bu şekilde uyum süreci de olumlu etkilenir.

    Çocukların okula başlaması, başlarken ki uyum süreçleri, okul olgunluğu, alışma süreçleri bir uzman desteği almaya en ihtiyaç duyacağınız konulardandır. Bu yüzden bu süreci daha sağlıklı, huzurlu, rahat geçirmeniz için uzman desteği almanızda fayda vardır. Çocuğunuzun okula başlayıp başlamamasında kararsız iseniz alacağınız bir uzman desteği ile bu karara daha sağlıklı ve objektif bir biçimde varabilirsiniz.

    Referanslar

    ÇATALOLUK, C. (1994). Farklı sosyo-ekonomik ve kültürel ortamlarda yetişen çocukların okul olgunluğu açısından karşılaştırılması. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

    Erkan, S., & KIRCA, A. (2010). Okul öncesi eğitimin ilköğretim birinci sınıf öğrencilerinin okula hazır bulunuşluklarına etkisinin incelenmesi. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi38(38), 94-106.

    Gündüz, F., & ÇALIŞKAN, M. (2013). 60-66, 66-72, 72-84 AYLIK ÇOCUKLARIN OKUL OLGUNLUK VE OKUMA YAZMA BECERİLERİNİ KAZANMA DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ. Electronic Turkish Studies8(8).

    Gürkan, T. ve Gökçe E.(1999). Türkiye’de ve Çeşitli Ülkelerde İlköğretim Program-ÖğrenciÖğretmen. Ankara: Siyasal Kitabevi.

    KAHRAMANOĞLU, R., TİRYAKİ, E. N., & CANPOLAT, M. (2015). İLKOKULA YENİ BAŞLAYAN 60-66 AY GRUBU ÖĞRENCİLERİN OKULA HAZIR OLUŞLARI ÜZERİNE İNCELEME. Kastamonu Eğitim Dergisi23(3), 1065-1080.

    OKTAY, A. ve UNUTKAN, Ö. P. (2003). İlköğretime hazır oluş ve okul öncesi eğitimle ilköğretimin karşılaştırılması (Ed. M. Sevinç). Erken Çocuklukta Gelişim ve Eğitimde Yeni Yaklaşımlar. İstanbul : Morpa Kültür Yayınları.

    Sevinç, M. (2005). Erken Çocuklukta Gelişim ve Eğitimde Yeni Yaklaşımlar. İstanbul: Morpa Kültür Yayınları

    Ülkü, B.Ü. (2007). Ana sınıfı ve ilköğretim 1. Sınıfa devam eden çocukların velileri ve öğretmenlerinin çocukların okul olgunluğu hakkındaki görüşlerinin incelenmesi. (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi). Çukurova Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana.

    YAVUZER, H. (2010). Çocuğun İlk 6 Yılı. İstanbul: Remzi Kitapevi.

    YAZICI, Z. (2002). Okul öncesi eğitiminin okul olgunluğu üzerine etkisinin incelenmesi. Milli Eğitim Dergisi, 155.

    Yörükoğlu, A. (2010). Çocuk Ruh Sağlığı, Çocuğun Kişilik Gelişimi Eğitimi ve Ruhsal Sorunları (30.basım). İstanbul: Özgür Yayınları.

  • Dayanıksızlık Şeması Nedir?

    Dayanıksızlık şemasının tam adı şudur: Hastalık ve Tehditlere Karşı Dayanıksızlık Şeması (Vulnerability Harm or Illness Schema)

    Dayanıksızlık şemasının merkezinde, kişinin önleyemeyeceği, beklenmedik bir felaketin herhangi bir zamanda ortaya çıkmasından duyulan abartılı korku yer alır. Bu şemaya sahip insanlar yaşamlarını, her an bir felaketin çıkmak üzere olduğuna inanarak geçirirler. Dayanıksızlık şemasına sahip kişiler aynı zamanda, ortaya çıkacak felaketle başa çıkamayacaklarına inanırlar.

    Kişinin her an olabileceğini beklediği ve kendisini dayanıksız hissettiği korkutucu durumlar şunlardan biri veya daha fazlası olabilir:

    • Tıbbi durumlar: Kalp krizi, AIDS, kanser, beyin kanaması veya amansız herhangi bir hastalık durumu.
    • Ruhsal durumlar: Çıldırma, aklını kaybetme korkusu olarak ifade edilen kişinin kendi ruhsal dengesinin bozulması.
    • Maddi durumlar: Kişinin tüm parasını kaybederek muhtaç hale gelmesi.
    • Çevresel durumlar: Asansörler, uçaklar, depremler, kedi, köpek, örümcek, saldırıya uğrama gibi yaşam içinde karşılaşılabilen nesneler veya durumlar.

    Dayanıksızlık şemasında ağır basan duygu, hafif düzeyde bir korkudan tam gelişmiş panik ataklara doğru gelişen anksiyetedir.

    Karakteristik dayanıksızlık davranışları

    • Dayanıksızlık şemasına sahipseniz abartılı korkularınız yüzünden günlük hayatta genellikle kaygılı hissediyorsunuz.
    • Sağlığınız ve muhtemel hastalıklar için çok endişeleniyorsunuz. Bu durumla başa çıkmak için:

    I) Gereksiz tıbbi kontrollere gidiyorsunuz.

    II) sürekli destek ihtiyacınızla ailenize yük oluyorsunuz ve

    III) hayatın güzelliklerinden mahrum kalıyorsunuz, hayattan zevk alamıyorsunuz.

    • Vücudunuzu çok fazla dinlemeniz ve muhtemel hastalık endişeniz yüzünden panik ataklar yaşıyorsunuz.
    • İflastan (ekonomik bir felaketten) gerçek dışı bir korkunuz var. Bu korku para konusunda gereksiz yere sıkı/cimri davranmanıza; gerekli olmasına rağmen ekonomik ve mesleki değişiklik yapma konusunda isteksiz olmanıza neden oluyor. Yeni yatırım ya da projeleri kaybetmek pahasına elinizdekini tutmak için çaba harcıyorsunuz. Risk alamıyorsunuz.
    • Kanuni bir tehlikeden sakınmak için uç noktalarda uğraş veriyorsunuz. Örneğin gece dışarı çıkmaktan, büyük şehirleri ziyaret etmekten, toplu taşıma araçlarından kaçınıyorsunuz. Yani hayatınız oldukça sınırlandırılmış durumda.
    • Ufacık bile olsa risk içeren günlük işlerden kaçınıyorsunuz. Örneğin asansöre, metroya binmek, ya da deprem olabilecek bir şehirde yaşamak gibi.
    • Eşinizin sizi korkularınızdan korumasına izin veriyorsunuz. Oldukça fazla desteğe ihtiyaç duyuyorsunuz. Eşiniz korktuğunuz durumlardan kaçınmanıza yardımcı oluyor. Eşinize aşırı bağımlı hale geliyorsunuz. Bu bağımlılığa bile öfkeleniyorsunuz.
    • Kronik anksiyeteniz sizi egzema, astım, kolit, ülser gibi bazı psikosomatik hastalıklara daha yatkın yapıyor olabilir.
    • Sosyal hayatınızı sınırlandırıyorsunuz; çünkü korkularınızın sonucu olarak diğer insanların yapabildiği pek çok şeyi yapamıyorsunuz.
    • Korkularınıza uyum sağlamak zorunda kalan eşiniz ve/veya ailenizin de hayatını sınırlıyorsunuz.
    • Korkularınızı çocuklarınıza da aktarmış olabilirsiniz.
    • Tehlikeden sakınmak için birçok başa çıkma mekanizmasını abartılı derecede kullanıyorsunuz. Obsesif kompulsif belirtiler ve batıl düşünceler taşıyabilirsiniz.
    • Kronik endişenizi azaltmak için ilaç, alkol, yemek vs.’ye düşkünlük geliştirmiş olabilirsiniz.

    Dayanıksızlık şemasının kökeninde neler olabilir?

    Tüm bozulmuş hareket özgürlüğü şemaları gibi, dayanıksızlık şemasında da, aşırı koruyucu bir ana baba tutumu vardır. Bu kollamaya anne babanın endişeli tutumları da eşlik eder. Çocuk, çocuk yaşlardan itibaren terlerse, soğuk su içerse veya çıplak ayakla gezerse hasta olacağına, futbol oynarsa ayağı kırılacağına, sokakta gezerse kaçırılacağına veya saldırıya uğrayacağına inandırılır.

    Bu şemayı aynı şema ile yaşamış ebeveynlerinizi gözlemleyip izleyerek edinmiş olabilirsiniz. Anneniz/babanız fobikti ya da bazı alanlarda aşırı korkuları vardı. (Kontrolü kaybetme, hastalanma, iflas etme gibi)

    Ebeveyniniz tehlike ya da hastalık konularında aşırı koruyucuydu. Sürekli sizi tehlikeler konusunda uyarıyordu. Kendinizi bu günlük işlerle bile başa çıkamayacak kadar kırılgan ve beceriksiz hissediyordunuz.

    Ebeveyniniz sizi yeterince koru(ya)madı. Çocukluk çevreniz fiziksel, duygusal ve finansal olarak yeterince güvenli değildi. (Bu durum genellikle Duygusal Yoksunluk Şeması veya Şüphecilik Şeması ile beraberdir.)

    Çocukken çok hastalandınız veya araba kazası gibi, sizi incinebilir hissettirecek ciddi bir travmatik olay yaşadınız.

    Ebeveynlerinizden biri travmatik bir olay yaşadı, belki de hayatını kaybetti. Dünyayı tehlikelerle dolu olarak algılamaya başladınız.

    Özel dikkat ! Dayanıksızlıkta şema kimyası (şemanın ilişkinize etkisi)

    Bu şemaya sahip kişiler genellikle kendilerine destek olacak eşler seçerler. Terapide, seçilen bu eşlerin bir lakabı vardır: baston eş. Gerçekten de bu eşler (partnerler, arkadaşlar vb.) kişiye, korkularının yersiz olduğuna dönük yüzleştirmeyi pek yapamazlar. Genellikle ona güven vermeye, destek olmaya çalışırlar. Terapi sırasında eşlerin desteğini azaltmak, daha sağlıklı yüzleştirici tepkilerle değiştirmek önemlidir.

    Korkulan durumlara göre eş seçimi önem kazanabilir. Kalp krizi geçirmekten korkan bir kişi için bir doktor ideal bir eş gibi gelebilir. Çünkü her an yanında ona ilk müdahaleyi yapabilecek birisi vardır. Ya da parasal endişeleri olan birisi için varlıklı bir eş rahatlatıcı olabilir.

    Eşiniz size yardımcı olmaya çalışsa da, yardımlarının bir faydası olmadığı veya olamayacağı için bazen bıkkınlık yaşayabilir. Bununla birlikte ilişkiniz, daha çok bir tarafın korkuları ve önlem alma çabaları için harcanan zamandan oldukça olumsuz bir şekilde etkilenir.

    Dayanıksızlık şemasında terapi amaçları

    Dayanıksızlık şemasının terapisinde temel amaç, felaket olasılığı düşüncelerinizi azaltmak ve üstesinden gelebileceğiniz değerlendirmeleri artırmaktır. Terapi sürecinde korkularınızı gerçekçi bir şekilde değerlendirirsiniz ve onların abartılı olduklarını fark edersiniz. Gerçekçi korkuyla gerçekçi olmayan korku arasında ayırım yapmayı öğrenebilirsiniz. Terapide nihai amaç, şemanın sürmesine yardım eden aşırı telafi ve kaçınma davranışlarınızı azaltmak; korktuğunuz pek çok durumla yüzleşmenizi sağlamaktır. Çünkü bu yüzleşme, korkularınızın gerçekçi olmadığını size fark ettirecektir.

    Yazı ile ilgili düşüncelerinizi yorum kısmından benimle paylaşırsanız memnun olurum. Muhabbetle. kalın.

  • Duygusal Yoksunluk Şeması Nedir?

    Duygusal Yoksunluk (Emotional Deprivation) Şeması, insanların sahip olduklarını fark etmemelerine rağmen, terapistlerin en çok karşılaştıkları şemadır. Bu şemaya sahip insanlar, çoğunlukla yalnızlıktan, duygusal acıdan, boşluk hissinden, anlamsızlıktan, ve üzüntü duygusundan şikayetçi oldukları için terapiye giderler; ancak, çoğunlukla bu duyguların nedenine dair net bir fikir taşımazlar.

    Duygusal yoksunluk şemasına sahipseniz, temel duygusal ihtiyaçlarınızın, hayatınızdaki önemli insanlar (ebeveyn, eş, arkadaş vb.) tarafından giderilemeyeceğine dair içsel bir inanç taşırsınız. Bu içsel inanç/kabul etrafınızdaki insanların tepkileriyle uyumsuz olabilir. Yani, etrafınızdakiler sizin duygusal ihtiyaçlarınıza cevap verme çabası içinde olsalar bile siz bu durumu sahtelik ya da gerçek dışılık olarak algılayabilirsiniz. Söz konusu ihtiyaçlar arasında ilgi, sevgi, duygusal sıcaklık, anlaşılmak, dinlenilmek, önemsenmek, rehberlik vb. gösterilebilir.

    Duygusal yoksunluğun 3 türünden bahsedilebilir:

    Size bakacak, size önem gösterecek, dokunma ya da kucağına alma gibi fiziksel ilgi gösterecek kimsenin olmadığını hissetmeniz ilgi yoksunluğunun, kim olduğunuzu ve nasıl hissettiğinizi anlamaya çabalayacak ya da sizi gerçekten dinleyecek kimsenin olmadığını hissetmeniz empati yoksunluğunun ve size yol gösterecek ve koruyacak kimsenin olmadığını hissetmeniz de korunma yoksunluğunun göstergesi olabilir.

    Duygusal yoksunluk şeması genelde Aşırı Fedakarlık Şemasına (Başkaları için aşırı derecede fedakarlıkta bulunma) bağlıdır. Aşırı fedakarlık şemasında önceliğiniz karşınızdakinin ihtiyaçları, beklentileri olur. Kendinizi onun ihtiyaçlarını gidermekle sorumlu hissedersiniz. Söz konusu fedakarlık ikili ilişkilerde olması gerekenin ötesinde, sizi zorlayıcı, zamanla kullanılmışlık duygusu hissettirebilen, kendi ihtiyaçlarınızı unutturacak bir tutumdur. Aşırı fedakarlık şemasında, bir ilişki içinde görece dengede olması gereken duygusal alış veriş sizin aleyhinize olacak şekilde gerçekleştirilir. Dolayısıyla kendinizi unutacak ve unutturacak şekilde fedakarlık zamanla size yoksunluk duygusu yaşatacaktır.

    Karakteristik Duygusal Yoksunluk Davranışları

    Duygusal yoksunluk şemasına sahipseniz duygusal ihtiyaçlarınızı önem verdiğiniz kişilerden talep etmez, sevgi ya da rahatlık arzularınızı dile getirmezsiniz. Başkalarına odaklanır fakat kendiniz için çok az şey söylersiniz. Temelde hissettiğinizden daha güçlü hareket eder ve duygusal ihtiyaçlarınız yokmuş gibi davranarak duygusal yoksunluğunuzu artırırsınız. Karşı taraftan duygusal destek beklemez ve talep etmediğiniz için de elde edemezsiniz. İlişkilerinizde bir anda kendinizi unutulmuş bulabilirsiniz; ya da ihtiyaçlarınızdan o kadar uzaklaşırsınız ki unutulduğunuzu fark edemezsiniz bile.

    Her hastalığın (Şemaları psikolojik anlamda hastalıklı yanlarımız olarak düşünebiliriz) kendini yaşatacak uygun ortamlara ihtiyacı vardır. Siz de duygusal yoksunluk şemasında hayatınıza aldığınız kişileri duygusal olmayan ya da duygusallık göster(e)meyenlerden seçebilirsiniz. Çoğunlukla soğuk, mesafeli ve ben merkezci kişileri önemli kişi olarak seçersiniz ki bu size duygusal açıdan daha da yoksun hissettirir. Bu şekilde ilişkinizin başındaki, ihtiyaçlarınızın karşı taraftan anlaşıl(a)mayacağı ve gideril(e)meyeceği yönündeki içsel kabulünüz gerçekleşmiş olur. Siz bu durumu kader ya da talihle izah edebilirsiniz; ancak psikoloji literatüründe bu duruma ?kendini gerçekleştiren kehanet? deniyor.

    Yalnızlık sizin için çekici olabilir. Başkalarından herhangi bir şey beklemediğiniz için (içten içe alacağınıza dair umudunuz olmadığı için) yakın ilişkilerden uzak kalır bazen de tamamen kaçınırsınız.

    Duygusal yoksunluk şemasına sahip bazıları, duygusal ihtiyaçları giderilmediğinde aşırı talepkar olabilir ve istediklerini elde edemediklerinde de aşırı öfkeli davranabilirler. Bu kişilerde narsisistik (ben merkezci) yapılanma görülebilir. Bu kişiler çok güçlü hak görme duygularına sahip olabilirler. Bunlar için istedikleri şeyler doğal olarak onların hakkıdır ve karşısındaki kişiler bu haklarını onlara vermelidirler. Kendileri ise karşılarındakinin duygusal ihtiyaçlarını pek önemsemezler.

    Bu şemaya sahip insanların az bir kısmındaki diğer bir eğilim aşırı muhtaç şekilde davranmaktır. Bunlar ihtiyaçlarını çok şiddetli şekilde histriyonik (başkalarının gözüne sokacak şekilde, ağlama, bayılma vb. yollarla) dile getirirler. Karşı tarafın en ufak bir ilgisizliği bu kişiler için felakettir. Onlara göre ilgi ya var ya da yoktur. Bu gruptaki insanlar çok fazla psikosomatik semptomlara (baş ağrısı, migren, mide ağrısı, migren gibi fiziksel şikayetler) sahip olabilirler. Bu hastalıkların ortaya çıkışındaki temel amaç sekonder kazanç (karşı tarafın ilgisini çekmek) olur. Ancak kişiler bu tutumu bilinçli olarak değil bilinç dışı bir etkiyle sergilerler.

    Duygusal Yoksunluk Şemanızın Kökeninde Neler Olabilir?

    • Anneniz(veya babanız) soğuk ve duygulanımlarını göster(e)meyen birisi olabilir. Size yeterince sarılıp, fiziksel şefkat göster(e)memiş olabilir.
    • Çocukluğunuzda, daha önemli veya değerli görülen başka biri nedeni ile(kardeş gibi) sevildiğinizi ve değer verildiğinizi hissedememiş olabilirsiniz.
    • Anneniz(veya babanız) size ihtiyacınız olan zamanı ve dikkati sunamamış; o çocuk dünyanızda ihtiyaçlarınızı yeterince anlamamıştır. Sizinle gerçek bir ebeveyn-çocuk iletişimine girememiştir.
    • Anneniz(veya babanız) zor durumlarınızda sizi yeterince avutamamıştır. Bu nedenle siz de kendi acınızı dindirmeyi veya diğer insanların sizi avutmasını kabul etmeyi öğrenememişsiniz. Dolayısıyla ihtiyaçlarınız giderilmediğinde ortaya çıkan acı sizin için katlanılmaz oluyor.
    • Ebeveyniniz size uygun rehberlik yapamamış veya kendinize bir yön bulmanızı sağlayacak desteği verememiştir. Hayatınızda güvenebileceğiniz sağlam bir dayanağınız olmamıştır. Bu durumda karar vermek sizin için çok zor ve riskli bir süreç haline gelir.

    Özel Dikkat ! Duygusal Yoksunlukta Şema Kimyası (Şemanın İlişkinize Etkisi)

    Şema Kimyası kavramı, şemaların (en temel, olumsuz psikolojik yapılanmalar) kendilerini sürdürücü özelliklerinin tutumlarımıza/ilişkilerimize yansımasını ifade eder. Buna göre şemamıza uygun olan kişiler hayatımıza olumsuz etki etse bile bize daha çekici gelebilirler. Buna göre ya şemamıza uygun kişileri hayatımıza alıyor ya da ilişkimizde şemamıza uygun davranışlar sergiliyoruz.

    Duygusal Yoksunluk Şemasına sahipseniz ilişkilerinizle ilgili şu tür yaşantılarınız olabilir:

    • Eşinize karşı ihtiyaçlarınızı dile getirmezsiniz. Ya onun sizi anlamasını beklersiniz (ki bu gerçekçi bir beklenti değildir) ya da siz dile getirdikten sonra yapılanların bir anlamı olmadığını düşünürsünüz.
    • Ne hissettiğinizi eşinize anlatmadan onun duygularınızı anlamasını beklersiniz. Eşiniz tarafından anlaşılmadığınızda ise hayal kırıklığı yaşarsınız. Bu hayal kırıklığı eşinize küsmenize ya da öfke duymanıza yol açabilir
    • Duygusal anlamda çok güçlü olmaya çalışırsınız, Kendinize, eşinizin sizi koruyacağı veya yönlendireceği kadar bile incinebilir olma izni vermez, duygusal acı ile aranıza duvar örersiniz.
    • Duygusal ihtiyaçlarınız giderilmediği için kızgın ve ısrarcı davranışlarınız olabilir. Bu durum eşinizin size yeterinde duygusal destek sunmamasından kaynaklanabileceği gibi sorunlarınızı eşinizle paylaşmamış olmanızdan da kaynaklanabilir.
    • Size yeterince ilgi göstermediği için eşinize suçlayıcı davranabilirsiniz. Suçlayıcılık ve eşinizin buna vereceği olumsuz tepki ilişkinizi zamanla çıkmaza sokabilir.
    • Bazen uzaklaşır, kendi içinize kapanır(ya da kaçar), ulaşılmaz olursunuz. Bu durum eşinizin de sizden uzaklaşmasına yol açabilir ve ilişkiniz kopabilir.
    • Gideremediğiniz duygusal ihtiyaçlarınızı fiziksel şikayet, ağrı, can sıkıntısı vb. olarak dile getirebilirsiniz. Ancak bu yolları bilinçli olarak değil bilinç dışı olarak kullanırsınız.

    Duygusal Yoksunluk Şemasında Terapi Amaçları

    Duygusal Yoksunluk Şemasının terapisindeki temel amaç duygusal ihtiyaçlarınızı fark etmenize ve bu ihtiyaçların doğal ve insani olduğunu kabul etmenize yardımcı olmaktır. Pek çoğumuz şu ya da bu sebeple doğal ihtiyaçlarımıza yabancılaşmış olabiliriz. Bu durumda da hayatımızda neyin eksik olduğunu anlayamaz sadece eksikliğin sonuçlarını yaşarız.

    Terapideki bir diğer hedef, doğal duygusal ihtiyaçlarımızı sağlıklı yollardan giderebilmeyi öğrenmektir. İhtiyaçlarımıza cevap verebilecek eş seçmek, ihtiyaçlarımızı dile getirmeyi öğrenmek, ihtiyaçlarımızı gideremediğimizde sabretmeyi ve kendimizi avutmayı öğrenmek bu yollardan bazıları olabilir.

    Şemalar, en temel duygusal ihtiyaçlarımızı yanlış yollarla giderme çabasına yol açtığı için, ihtiyaçlarımızın normal yollarla giderilmesi şema terapinin nihai amacıdır.

  • Sosyal İzolasyon Şeması Nedir?

    Sosyal İzolasyon/ Yabancılaşma (Social Isolation/ Alienation) Şemasına sahipseniz kendinizi tüm dünyadan ve diğer insanlardan ayrı hissedersiniz. Sebebini tam olarak izah edemeseniz bile diğer insanlardan farklı olduğunuzu düşünürsünüz. Kendinizi bir grubun parçası, bir gruba ait olarak algılayamazsınız. Gruplar söz konusu olduğunda kendinizi izole ya da dışarıda kalmış hissedebilirsiniz. İki kişiyi aşan topluluklarda kendinizi rahatsız hissedebilirsiniz. Sosyal izolasyon şeması, kusurluluk şeması ile birlikte, sosyal anksiyete bozukluğunun temel psikolojik dinamiklerinden biri olabilir.

    Karakteristik sosyal izolasyon davranışları

    • Sosyal izolasyon şemasında kendinizi sürekli farklı hissettirecek durumlar yaratabilir, kendinizi farklı ya da dışarıda hissedeceğiniz ortamlarda çokça bulunabilir; bu duygulardan kaçınmak içi aşırı çaba sarf edebilir ya da söz konusu duyguları kendinizden uzak tutmak için aşırı uğraş verebilirsiniz. Bu yollar çok farklı gibi görünse de en temeldeki farklı, dışarıda, izole olmuş algınızı güçlendirmek gibi ortak bir paydaya sahiptirler.
    • Sosyal izolasyon şemasına sahipseniz, etraftakilerden farklı ya da daha aşağıda hissedeceğiniz ortamlarda(Fakirseniz çok zengin muhitlerde takılabilirsiniz, farklı etnik grupların içinde olabilirsiniz vb.) bulunmaya çalışabilirsiniz.
    • Etrafınızdakilerle ilişkinizde farklılıkları abartıp, benzerlikleri küçümsüyor olabilirsiniz. İnsanlarla birlikte olduğunuzda bile kendinizi yalnız hissediyor olabilirsiniz.
    • İşyerinizde kendinizi en dışarıda algılıyor olabilirsiniz. Daha çok kendi kendinize kalıyorsunuzdur. Terfi etmekte zorlanıyorsunuz; çünkü grup çalışması gerektiren projelerde uyum sağlayamıyorsunuz.
    • Grup içinde gergin ve utangaçsınız. Gevşeyip, kendiniz olamıyorsunuz. Yanlış bir şey yapmaktan ya da söylemekten korkuyorsunuz. Bir sonraki sözünüzü planlamaya çalışıyorsunuz. Yabancılarla konuşurkenrahatsızsınız. Diğer insanlara önerecek özel bir şeyiniz olmadığını düşünüyorsunuz.
    • Sosyal olarak gruplara katılmaktan ya da toplumun parçası olmaktan kaçınıyorsunuz. Yalnızca yakın aile çevrenizle ya da arkadaşlarla vakit geçiriyorsunuz.
    • İnsanlar aileniz ile karşılaştığında ya da onlar hakkında çok şey bildiğinde utanıyorsunuz. Aileniz hakkındaki bilgileri diğer insanlardan saklıyorsunuz.
    • Bulunduğunuz ortama uyum sağlamak için diğer insanlar gibi davranıyorsunuz. Onların sıra dışı yanlarınızı görmelerine izin vermiyorsunuz. İnsanların sizi utandıracaklarını ya da reddedeceklerine neden olacağını düşündüğünüz gizli bir hayatınız ya da duygularınız olabilir ya da varmış gibi algılayabilirsiniz.
    • Ailenizin eksikliklerinin üstesinden gelebilmenin üzerinde çok duruyorsunuz: statü kazanma, maddesel şeylere sahip olmak, iyi eğitimli görünmek, vs.
    • Doğanızın bazı yönlerini hiç kabul edemiyorsunuz; çünkü başkalarının bu yüzden hakkınızda kötü düşüneceğine inandınız (Utangaç, entellektüel, duygusal, kadınsı, zayıf, bağımlı vb.)
    • Fiziksel görünüşünüze çok düşkünsünüz. Diğer insanların sizi bulduklarından daha az çekici olduğunuzu düşünüyorsunuz. Fiziksel çekiciliğiniz için sıkı çalışıyorsunuz ve fiziksel kusurlarınıza çok duyarlısınız (Kilo, fiziksel görünüş, boy vb.)
    • Yavaş, akılsız, ve garip görünebileceğiniz durumlardan kaçınıyorsunuz (Üniversiteye gitmek, toplulukta konuşmak)
    • Sahip olmadığınız popülarite özelliklerine sahip diğer kişilerle kendinizi kıyaslıyorsunuz (Bakışlar, para, atletik beceri, başarı, giyim vb.)
    • Sosyal yetersizliğiniz olduğunu düşündüğünüz konularda telafi için aşırı çaba gösteriyorsunuz: popülaritenizi ya da sosyal becerilerinizi ispatlamak, kazanmak, doğru sosyal grubun üyesi olmak, kariyerinizde başarı elde etmek, ya da popüler çocuklar yetiştirmek gibi.
    • Bu şemaya sahip olmanız çok yakın arkadaşlarınızın olmasına engel değildir. Ancak onlarla grup içinde bulunmak sizin için zor olabilir.

    Sosyal izolasyon şemanızın kökeninde neler olabilir?

    Bu şemanın oluşumunda akranlarla yaşantılar çok önemli bir rol oynar. Bir farklılığınız(kilo, boy, görünüş, zeka, yaşadığınız semt vb)ın akranlarınız tarafından(okulda ya da bulunduğunuz ortamda) sizi incitici şekilde vurgulanması, sizinle dalga geçilmesi, bu durum nedeni ile dışlanmak şemanın oluşumunda etkin olabilir. Ayrıca kendi ailenizi akranlarınızın ailesinden farklı(fakir, eğitimsiz vb.) olarak algılamanız da önemli bir etken olabilir. Bununla birlikte anne babanızın da bu şemaya sahip olması, kendilerini toplumdan soyutlamaları da önemli bir faktördür.

    Sosyal izolasyonda şema kimyası

    Sosyal izolasyon şemasına sahipseniz kendinizi dışlanmış hissedeceğiniz ortamları daha çekici bulabilirsiniz. Örneğin yüksek standartçı kişilerin oluşturduğu seçkin topluluklar, ?sosyetik? ortamlar gibi. Olduğunuz gibi kabul edileceğiniz gruplar ise size çekici gelmeyecektir.

    Sosyal İzolasyon Şemasının İlişkinize Etkisi

    Bu şema daha çok topluluklarla ilişkinizle ilgili olduğu için ilişkilerinize ikincil olarak yansır. Kendinize, ait olduğunuz sosyal grubun çok dışında bir gruptan eş/partner seçebilirsiniz. Çok sosyal insanlar size çekici gelebilir; ancak zamanla bu sosyallikten rahatsız olacağınız için sorunlar yaşayabilirsiniz. Eşinizin gitmek isteyeceği topluluklara gitmek istemeyebilir ve bu yüzden tartışabilirsiniz. Toplum tarafından kabul edilebilirliğinizi arttırmak için aşırı güzel, yakışıklı, saygın eşler seçebilir veya onlar tarafından hoşlanılmaya ve seçilmeye çalışabilirsiniz.

    Sosyal izolasyon şemasında terapi amaçları

    Şema terapide temel amaç, diğer insanlardan daha az farklı hissetmenizde size yardımcı olmaktır. Genel yapının parçası olmasanız bile diğer insanlarla pek çok ortak noktamız vardır. En genel anlamda aynı ihtiyaçlara, duygulara vb. sahibiz; yani hepimiz insanız. Kesinlikle kabul edilmeyeceğiniz ortamlar olabilir; ancak amaç kabul edileceğiniz ortamları bulmak ve orda kalabilmenizi sağlamaktır. Gruplardan ve insanlardan uzak durma çabalarınızın önüne geçmek, yalnızlığınızdan kurtulmak temel hedeflerimiz arasında yer almalıdır.

  • Başarısızlık Şeması Nedir?

    Başarısızlık şeması (failure schema) mutlak anlamda başarısız olduğunuza dair içsel bir inanç taşıdığınız yapıdır. Başarısızlık şemasına sahipseniz, kariyer, para, statü, eğitim ya da spor gibi alanlarda başkalarına (akranlarınıza) oranla başarısız olduğunuza ve bundan sonra da başarısız olacağınıza dair içsel bir inanç taşırsınız. Kendinizi başkalarıyla karşılaştırdığınızda aptal, beceriksiz, yeteneksiz, cahil, düşük seviyede, diğerlerinden daha az başarılı ya da doğal olarak başarıya ulaşma yoksunu olarak algılarsınız. Burada söz konusu olan gerçek bir başarısızlık olabileceği gibi, gerçek başarılarınıza rağmen kendinizi başarısız olarak algılamak da olabilir.

    Başarısızlık Şemasının Karakteristik Davranışları Nelerdir?

    • Kariyer alanınızda beceri geliştirmek için gerekli adımları atmıyorsunuz. Mesela okulu bitirmek, alanınızla ilgili gelişmeleri takip etmek, sizden tecrübeli birinden destek almak gibi. Çok dikkat çekmemeye veya insanları kandırmaya çalışıyorsunuz.
    • Potansiyelinizin ya da yapabileceğinizin çok altında bir kariyer seçmişsiniz. Mesela üniversite mezunu olmanıza ve alanınızla ilgili çalışma imkanınızın olmasına rağmen taksi şoförlüğü yapmak gibi.
    • Seçtiğinizi kariyerinizde terfi edebilmeniz için gereken adımları atmaktan kaçınıyorsunuz, dolayısıyla işinizde ilerleyemiyorsunuz. Mesela terfileri kabul etmekte veya talep etmekte başarısız oluyorsunuz, kendinizi terfi ettirmiyor veya sizi değerlendirecek kişilerin yeteneklerinden haberdar olmasını sağlamıyorsunuz. Size güvenli gelen, ancak sonu belli bir işte takılıp kalıyorsunuz.
    • Başlangıç seviyesinde bir işte çalışmayı veya başkalarının işinde çalışmayı kaldıramıyorsunuz. Bu yüzden yerinizde saymak zorunda kalıyorsunuz ve gelişemiyorsunuz.
    • İşe giriyorsunuz, ancak geç kalmalarınız, iş performansınızın düşük olması, kötü tutumlar ve kaytarmalarınız gibi nedenlerle defalarca işten atılıyorsunuz.
    • Bir kariyerle yetinemiyorsunuz, işten işe geçiyorsunuz ve hiçbir alanda uzmanlaşamıyorsunuz. Uzmanlaşmanın önemli olduğu bir dünyada çok genel kalıyorsunuz. Bu nedenle de; herhangi bir kariyerde çok fazla ilerleme kaydedemiyorsunuz.
    • Başarılması sizin için olağanüstü zor bir kariyer seçmişsiniz ve ne zaman bırakmak gerektiğini de bilmiyorsunuz. Mesela oyunculuk, profesyonel sporculuk, müzisyenlik gibi.
    • İşinizde inisiyatif almaktan veya bağımsız olarak karar vermekten korkuyorsunuz ve bu nedenle de daha fazla sorumluluk isteyen pozisyonlara hiçbir zaman terfi edemiyorsunuz.
    • Nesnel olarak bakıldığında oldukça başarılı olmanıza rağmen, temelde aptal veya yeteneksiz olduğunuzu hissediyorsunuz. Bu nedenle de insanları kandırdığınızı hissediyorsunuz.
    • Yeteneklerinizi ve başarılarınızı küçümsüyor, ancak hatalarınızı ve zayıf noktalarınızı abartıyorsunuz. Akranlarınız kadar başarılı olduğunuz halde kendinizi başarısız hissetme eğilimi taşıyorsunuz.
    • İlişkilerde eş olarak başarılı kişileri seçiyorsunuz. Kendi başarılarınızı fazlaca takdir etmeden onların başarılarıyla vekaleten yaşıyorsunuz.
    • Başka özelliklerinize odaklanarak (Dış görünüşünüz, cazibeniz, gençliğiniz, diğerleri için yaptığınız fedakarlıklar vb.) başarı veya iş becerileri konusundaki eksikliğinizi telafi etmeye çalışıyorsunuz. Ancak tüm bunlara rağmen başarısızlık içten içe hissettiğiniz duygu olmaya devam ediyor.
    • Başarısızlık şeması ile başa çıkmak için aşırı telafi mekanizması geliştirmişseniz, başkaları kadar zeki ve kabiliyetli olmadığınıza inansanız da çok çalışarak bu inancınızı telafi edebilirsiniz. Ancak, çoğu kez oldukça başarılı olsanız da sahte hissedersiniz.
    • Başarısızlık sizin için bir kendini gerçekleştiren kehanet haline gelmiştir. Ne yapar eder, en temelde sahip olduğunuz ?ben başarısızım? inancınızı doğrulayacak sonuçları hayatınızda gerçekleştirirsiniz.

    Başarısızlık şemasının kökenleri neler olabilir?

    Ebeveyniniz son derece eleştirel olabilir. Okulda, sporda vs. performansınız hakkında hep eleştirel tutumu olan ebeveyniniz (genellikle baba), sizi genellikle ?aptal, beyinsiz, beceriksiz vs.? gibi isimlerle çağırırdı.

    Sizin için bunu kabullenmek zor olsa da ebeveyniniz sizi taciz etmiş olabilir. Bu da kusurluluk şeması geliştirmenize yol açmış olabilir.

    Anneniz, babanız, ya da her ikisi de çok başarılıydı. Siz de hiçbir zaman onların yüksek standartlarını yakalayamayacağınızı düşündünüz. Bu yüzden denemekten vazgeçtiniz.

    Ebeveynlerinizden biri ya da her ikisinin başarılı olmanızı umursamadığını hissettiniz. Hatta, başarılı olduğunuzda kendinizi tehdit altında hissetmiş olabilirsiniz. Ebeveyniniz içten içe sizinle bir yarış içinde olmuş olabilir; ya da çok başarılı olduğunuzda sizi kaybetmekten çekinmiş olabilirler.

    Okulda ya da sporda diğer çocuklar kadar iyi değildiniz. Belki bir öğrenme güçlüğünüz, dikkat eksikliğiniz ya da bir koordinasyon bozukluğunuz vardı. Bu yüzden küçük düşürülmüş hissetmemek için denemekten vazgeçmiş olabilirsiniz.

    Haksızca karşılaştırıldığınız abileriniz ya da ablalarınız olmuş olabilir. Hiçbir zaman onlarla boy ölçüşemeyeceğinizi fark edip denemekten vazgeçmiş olabilirsiniz.

    Yabancı bir ülkeden geldiniz, aileniz göçmendi, ya da bulunduğunuz yere başka bir yerden taşınmıştınız. Ve okul arkadaşlarınızın ailelerinden daha az eğitimli ve daha fakirlerdi. Arkadaşlarınızdan aşağıda hissettiniz ve hiçbir zaman onlarla boy ölçüşemeyeceğinize inandınız.

    Çocukken, ebeveyniniz sizin için gerekli olan sınırları koymadı. Öz disiplin ve sorumluluğu öğrenmediniz. Başarı için gerekli olan düzenli ödev yapma alışkanlığını ve çalışma becerilerini edinemediniz. Sonuçta bu, sizin hayatınıza başarısızlık yaşantısını getirdi.

    Başarısızlık Şemasının İlişkinize Yansıması

    Diğer şemalarda olduğu gibi başarısızlık şemasında da, eş seçiminiz sahip olduğunuz şemadan etkilenir. Bu duruma şema terapide “şema kimyası denir.

    Başarısızlık sizin için bir şema yaşantısı ise, hayatınıza, size başarısız hissettirecek partnerler alabilirsiniz. Hayatınıza genelde, çok başarılı, örnek gösterilen, yüksek standartları olan kişileri almış olabilirsiniz. Bu durumda, onunla birlikte olduğunuz sürece kendinizi başarısı hissedersiniz. Bazen de, çok başarılı birini hayatınıza alabilmeyi, bir başarı olarak algılarsınız.

    Tam tersi bir şekilde sizden daha da başarısız partnerler seçiyor olabilirsiniz. Partnerinizin yanında kendinizi başarılı hissederek, içinizdeki başarısızlık duygusundan kendinizi korumuş oluyorsunuz.

    Başarısızlık Şemasında Terapi Hedefleri

    Başarısızlık şemasının terapisinde temel amaç, kendi beceri ve yetenek sınırlarınız dahilinde, akranlarınız kadar başarılı olmanıza ve hissetmenize yardımcı olmaktır. Terapi hedeflerini üç noktada toplayabiliriz:

    – İlk hedef, beceri ve güven oluşturmanıza yardım ederek başarı düzeyinizi artırmak.

    – İkinci hedef, şayet potansiyeliniz dahilinde başarılı iseniz, başarı düzeyinizin değerini fark etmenize yardımcı olmak ve akran grubu algılarınızı gerçekçi bir şekilde değerlendirmek.

    – Üçüncü hedef ise, insan olarak değerli olduğunuzu hissederek, yeteneklerinizdeki değiştirilemez sınırları kabul etmenize yardım etmek.

    Son olarak şunu söyleyebiliriz ki, başarısızlık duygusu, yetersiz öz denetim, kusurluluk, duygusal yoksunluk ve haklılık gibi diğer şemalarla ilişkili olabilir. Bu durumda başarısızlığınızın en temelindeki şema tespit edilir ve onun üzerinde sizinle birlikte çalışılır.

    Siz de başarısızlık ve başarısızlık şeması ile ilgili düşüncelerinizi benimle paylaşırsanız memnun olurum. Muhabbetle.

  • Yapışıklık Şeması Nedir?

    Yapışıklık şeması, gelişmemiş benlik ya da iç içelik şeması (enmeshment/ undeveloped self schema) olarak da isimlendirilir. Bu şemanın temel özelliği, bir veya daha fazla önemli kişiye aşırı duygusal bağlılık ve yakınlık hissetmektir. Aşırı yakınlık hissedilen kişi genellikle ebeveyn, ya da sevgili ve arkadaş gibi bir ebeveyn figürü olabilir.

    Yapışıklık şemasına sahipseniz bireyselleşmenin ve sosyal gelişimin önemini hiçbir zaman anlayamamış olabilirsiniz. Kişisel bir kimlik algısı geliştirmekte zorluk yaşar, kişisel kararlar almakta zorlanırsınız.

    Gelişmemiş Benlik Şemasında, hem kendinizin kem de bağlı olduğunuz ebeveyn figürünün, başkalarının sürekli desteği olmadan ayakta kalamayacağına inanırsınız. Sıklıkla, iç içe hissettiğiniz kişiye destek vermedikçe onun yaşayamayacağına veya mutlu olamayacağını düşünürsünüz. Bağlı olduğunuz ebeveyn figürüyle tek bir kişiymişsiniz gibi çok güçlü bir bağ hissedersiniz. Hatta, onun aklını okuyabildiğinizi, onun isteklerini o söylemeden anlayabildiğinizi düşünürsünüz.

    Şayet ebeveyn figürüyle bir sınır oluşturmaya kalkarsanız kendinizi suçlu hissedersiniz. İç içe geçmiş olduğunuz kişiye her şeyinizi söylersiniz ve ondan da size her şeyini söylemesini beklersiniz. Bu kişiyle kaynaşmış, bazen de yenilmiş ve boğulmuş hissedersiniz. Sahip olduğunuz ?biz? algısı, sağlıklı ben ve o algılarının oluşmasına engel olur.

    Zaman zaman ?boşluk duygusu? gibi bir durumu deneyimlersiniz. Bu bireysel kimlik duygunuzun eksikliğiyle alakalı bir deneyimdir. “Ben kimim?” sorusuna tatmin edici bir cevap vermekte zorlanırsınız. Ebeveyn figürünüzle oluşturduğunuz bağ, sizin gerçekten kim olduğunuzu, nelerden hoşlandığınızı, yeteneklerinizin neler olduğunu görmenize engel olur. Kendi tercihlerinizi ortaya koymakta zorlanırsınız. Hayatınızı, bir yıldız olan ebeveyn figürünüzün uydusu olarak algılarsınız. Genellikle boşluk ve bocalama, amaçsızlık gibi duyguları deneyimlersiniz. İç içeliğiniz ileri düzeyde olursa kendi varlığınızı sorgulama noktasına gelebilirsiniz.

    Yapışıklık şemasına sahipseniz neler yaparsınız?

    • İç içe olduğunuz kişiyle yapışık bir hayat sürersiniz. Genel olarak onun davranışlarını kopyalar, onun hakkında konuşur ve düşünürsünüz. Onunla sürekli bağlantıda olmak istersiniz. Onunkinden farklı olan düşünce, duygu ve davranışlarınızı bastırmaya çalışırsınız.
    • Kendinize vakit ayırdığınızda ya da özel bir şeyler yapmaya kalkıştığınızda suçluluk hissi yaşarsınız ve bu durumu yapışık olduğunuz kişi ile paylaşma ihtiyacı hissedersiniz.
    • Tek başınıza yaşama ile ilgili derin korkularınız olabilir.
    • Yapışık olunan kişilerin sorunları ile aşırı şekilde uğraşırsınız.

    Yapışıklık şemasının kökeninde neler olabilir?

    Gelişmemiş benlik şeması çoğunlukla aile tutumları ile gelişir. Aileniz, kendinizi ayrı bir birey olarak algılamanıza imkan tanımamış olabilir. Kendi tercihlerinizi, duygu ve düşüncelerinizi ortaya koyduğunuzda size engel olmuş olabilirler. Yaptığınızın yanlış bir şey olduğunu düşünmenize ve suçlu hissetmenize yol açmış olabilirler.

    Bazı aileler direkt baskı uygulayarak çocuklarının kendilerini ortaya koymalarına engel olurlar. Bazı aileler ise direkt bir engelleme ya da ceza uygulamazlar, ancak çocuğa duygusal baskı uygularlar. Bizim kültürümüzde ebeveynlerin, ?Dediğimi yapmazsan seni sevmem.? tutumu çocukların sağlıklı benlik algısı geliştirmelerine engel olan durumlardan sadece biridir.

    İçe içeliğiniz, aynı zamanda ebeveyninizin gelişmemiş benliğinin bir sonucu olabilir. Anne ya da babanız hayatta tek başına var olmayı beceremeyen biri ise onun bu tutumunu siz de model almış olabilirsiniz.

    Yapışıklık şeması ilişkinizi nasıl etkileyebilir?

    Aileniz ile iç içe bir yaşam sürdürdü iseniz, benzer şekilde yapışabileceğiniz insanları tercih edebilirsiniz. Bu kişiler yine iç içelik şeması olan kişiler olabildiği gibi, sizi korumaya hevesli, dominant ve güçlü kişiler de olabilir. Ancak her iki durumda da, kendinizi yaşayamazsınız. Bu da iyileşmenizi değil, şemanızın devamını sağlar. Yapıştığınız kişinin istekleri doğrultusunda bir hayat yaşarsınız. Hayatınızın en önemli kararlarında belirleyici olan sizin istek ve ihtiyaçlarınız değil eşinizin talepleri olur.

    Gelişmemiş benlik şemasına sahip kişilerin ilişkilerinde görülen durumlardan birisi, kişilerin doyum vermeyen hayatlarının suçunu eşlerine yüklemeleridir. Mesela kadın eşinin kendi isteklerine müsaade etmediğinden şikayet eder; ancak eşi ona tam olarak ne istediğini sorduğunda da cevap veremez. Bu durumda kadın kendini ciddi şekilde bir çıkmazda hissedebilir.

    Yapışıklık şeması nasıl tedavi edilir?

    Terapinin temel amacı, sağlıklı bir benlik algısı geliştirmenizde size yardımcı olmaktır. Suçlu hissetmeden, endişelerinizle yüzleşerek ihtiyaçlarınızla temas kurmanız, isteklerinizi fark etmeniz, tercihlerde bulunmanız çok çok önemlidir.

    Şayet iyi bir şema terapi süreci yaşarsanız, başkalarına bağımlı olmadan bir hayat yaşayabilirsiniz. Başkalarıyla iç içe geçmeden, kendi sınırlarınızı koruyarak ilişki kurabilirsiniz.

  • Kuşkuculuk Şeması Nedir?

    Kuşkuculuk/ Kötüye Kullanılma (Mistrust/Abuse) Şemasının en temel göstergesi diğer insanlara güvenmekte zorluk çekmenizdir.

    Kuşkuculuk ve kötüye kullanılma şemasına sahipseniz başkalarının canınızı yakacağı, sizi küçük düşüreceği, aldatacağı, size yalan söyleyeceği, hile yapacağı veya sizi istismar edeceği beklentisi içerisinde olursunuz. Bu şemaya sahipseniz size yapılan zararın bilerek yapıldığını; haksızlık veya aşırı ihmal sonucu olduğunu düşünürsünüz. Size göre diğerlerine oranla hep daha çok siz kandırılmakta (ya da kandırılmaya çalışılmakta) ve kullanılmaktasınız. Kısa çöpün bir şekilde hep size denk geldiğine (ya da getirildiğine) inanıyorsunuzdur. Bu şemaya sahipseniz, başkalarının size karşı gerçekten açık ya da dürüst olabileceğine ve sizinle gerçekten (hesapsız kitapsız) ilgilenebileceklerine inanmakta zorlanırsınız.

    Karakteristik Şüphecilik Davranışlarınız

    • Şüphe şemasına sahipseniz elinizde çok az sağlam delil olsa bile diğer insanların sizi kullandığını ve bir şekilde sizden yararlandığını düşünürsünüz.
    • Diğer insanlardan korktuğunuz ya da kullanılmayı/sömürülmeyi hak ettiğinize inandığınız için diğer insanların sizi kötüye kullanmalarına müsaade edebilirsiniz.
    • Kendinizi genellikle diğer insanlara kıyasla daha çaresiz hissedersiniz.
    • Cinsellikten zevk almakta zorlanabilirsiniz. Bu, size bir zorunluluk gibi gelir ya da memnun olamazsınız.
    • İnsanların yanında gerginsinizdir; çünkü onların içten içe sizi aşağıladıklarını veya aşağılayacaklarını düşünür ve beklersiniz.
    • Diğer insanlardan çekinip korktuğunuz için kolaylıkla onlara boyun eğebilirsiniz.
    • Çektiğiniz acıdan ve yaşadığınız sıkıntılardan diğer insanların zevk aldığını hissedersiniz.
    • Çok az kanıtınız olsa da insanların gizli dürtüleri ve kötü niyetleri(fiziksel, cinsel vb.) olduğunu hissedersiniz.
    • Diğer insanların sizi kullanmalarına izin verebilirsiniz; çünkü bunun yalnız kalmaktan daha iyi olduğunu düşünürsünüz.
    • Kişisel bilgilerinizi vermekte isteksiz davranırsınız, çünkü insanların bunu size karşı kullanacağını düşünürsünüz.
    • Zayıflık olarak algıladığınız özelliklerinizi(duygusallığınızı mesela) göstermekten kaçınırsınız; çünkü insanların bundan faydalanıp size zarar vereceğine inanırsınız.
    • Erkeklere/kadınlara asla güvenilemeyeceğini düşünebilirsiniz. Bu yüzden onlarayakınlaşamazsınız.
    • Çocukluğunuzun büyük kısmını hatırlamayabilirsiniz.
    • Birinden korktuğunuzda, bir parçanız orada değilmiş gibi ortamdan koparsınız. Bu daha önce yaşamış olduğunuz bir travmanın belirtisidir
    • Sıklıkla sado-mazoşist fantezileriniz (sizin başkalarına zarar verdiğiniz ya da başkalarının size zarar verdiği) olur.
    • Bazen diğer insanlara, özellikle de en yakın olduklarınıza, acımasız ve tacizkar olabilirsiniz.
    • Diğerlerinin sizi yarı yolda bırakacaklarını ya da inciteceklerini düşündüğünüz için önceden onlara saldırabilirsiniz. Bu bir önleyici saldırıdır.
    • Bunu göstermeseniz bile sadist ve acımasız bir yanınız olabilir.

    Şüphecilik Şemanızın Kökeninde Neler Olabilir?

    Şüphecilik Şemasının kökenleri farklı olabilir. Küçük yaşlarda anne/babanızın taciz edici tutumları ile karşılaştıysanız bu şemayı geliştirmiş olabilirsiniz. Çevreye karşı şüpheci yaklaşan anne/babanızın düşünme şeklini model olarak da almış olabilirsiniz. Klinik gözlemler, evhamlı anne/baba tutumunun da kişinin kuşkuculuk şeması geliştirmesinde etkili olabileceğini göstermektedir. Kuşkuculuk Şemasına sahipseniz şunlara benzer yaşantılarınız olmuş olabilir:

    Çocukken ailenizde fiziksel şiddete maruz kaldınız. Ailenizde biri sizi cinsel olarak taciz etti; ya da sürekli, cinsel olarak uyarıcı şekilde dokundu.

    Ailenizde biri sizi aşağıladı, alay etti ya da küçük gördü.

    Ailenize güvenemiyorsunuz. (Güveninizi sarstılar, zayıflıklarınızı kendi çıkarları için kullandılar, sözlerini tutmadılar, ya da size yalan söylediler.)

    Ailenizde biri acı çektiğinizi görmekten zevk aldı.

    Çocukken ağır ceza tehdidiyle bazı şeyleri yapmaya zorlandınız.

    Ebeveynlerinizden biri aile dışındaki kimseye güvenmemeniz için sizi sürekli uyardı.

    Aileniz size karşıydı.

    Ebeveynlerinizden biri fiziksel rahatlık için sizinle uygun olmayan ve rahatsız edici şekillerde temasta bulundu.

    İnsanlar size, acı veren şekillerde isimler taktı; alay konusu oldunuz.

    Özel Dikkat ! Şüphecilik Şemasında Şema Kimyası

    Şema Kimyası kavramı, şemalar(temel ruhsal yapılanmalar)ın kendilerini sürdürücü özelliklerinin ilişkilerimize yansımasını ifade eder. Buna göre şemamıza uygun olan kişiler hayatımıza olumsuz etki etse bile bize daha çekici gelebilirler. Buna göre ya şemamıza uygun kişileri hayatımıza alıyor ya da ilişkimizde şemamıza uygun davranışlar sergiliyoruz.

    Bu şemaya sahipseniz, sizi sürekli şüphe içinde bırakabilecek insanlar size daha çekici gelebilir(şema kimyası). Benzer şekilde sizi kullanan insanlarla beraberliğinizi sürdürebilirsiniz; çünkü derinde bir yerlerde, bunun hakkettiğiniz bir durum olduğuna ikna olmuşsunuzdur.

    Kuşkuculuk Şemasına sahipseniz partnerinizin aşağıdaki özelliklere sahip olma olasılığı yüksektir:

    Sizi korkutan bir asabiyeti var.

    Çok içtiğinde kontrolü kaybedebiliyor.

    Arkadaşlarınızın ve ailelerinizin önünde sizi küçük düşürüyor.

    Sürekli sizi aşağılıyor, eleştiriyor, kendinizi değersiz hissetmenize yol açıyor. İhtiyaçlarınıza saygı duymuyor.

    İstediğini elde etmek için yalan ve aldatmak da dahil her şeyi yapıyor. Sadist ve acımasız ?sizi ya da diğer insanları acı çekerken görmekten zevk alıyor.

    İstediğini yapmadığınız zaman size vuruyor ya da tehdit ediyor. İstemediğiniz zaman bile sizi cinsel ilişkiye zorluyor.

    Zayıflıklarınızı kendi çıkarlarına göre kullanıyor.

    Sizi aldatıyor (arkanızdan sevgililer ediniyor).

    Tutarsız, cömertliğinizden faydalanıyor.

    Buradaki en önemli nokta, bütün bu olumsuz tutumlarına rağmen ondan kopmakta çok zorlanıyor olmanız hatta kopamamanızdır.

    Şüphecilik Şemasının İlişkinize Yansıması

    Şüphecilik şemasının özü, insanların ve özellikle yakın kişilerin her an art niyetli bir davranışta bulunabileceği olduğu için, bu şemanın ilişkilere etkisi belirgindir. En önemli sorun, sağlıklı bir ilişkinin temel duygusu olan güvenden yoksun hissetmenizdir. Bu şemaya sahipseniz, partnerinizin sizi kullandığını hisseder ve çokça öfkelenirsiniz. Sürekli partnerinizin neyin peşinde olduğunu düşünürsünüz; çünkü gerçekten sizi sevdiği için değil bir çıkarı olduğu için yanınızdadır size göre. Bu durumda eşiniz sizi paranoyakça davranmakla suçlayabilir. Aşırı kıskanç tepkiler vererek aldatılmanıza engel olmaya çalışabilirsiniz. Bu da zamanla eşinizi bıktırıp sizden uzaklaştırabilir; ilişkinizi ve sizi yıpratabilir. Partnerinizin yanında rahat olamazsınız; çünkü sürekli karşı tarafa koz vermemeye çalışabilirsiniz. Dolayısıyla bir ilişkiden beklenen en temel duygulara eşiniz ve siz bir türlü sahip olamazsınız.

    Kuşkuculuk / Şüphecilik Şemasında Terapi Hedefleri

    Terapide temel amaç, herkesin olmasa da pek çok insanın güvenilir olduğunu kabul etmenize ve ona uygun davranmanıza yardımcı olmaktır. Bununla birlikte istismarcı insanlardan uzak durmanız üzerinde çalışılır.

    Şemanız iyileştiğinde güvenilir insanlarla güvenilmez olanı ayırt etmeyi becerebilirsiniz. Kendinizi açma ve risk alma yolunda cesaret sahibi olursunuz; bu şekilde daha çak ve güvenilir arkadaşlık ilişkisi geliştirebilirsiniz. Çocukluk yaşantılarınızı şimdiki hayatınıza taşıdığınızı fark eder ve bundan uzak durursunuz.

  • Bağımlılık Şeması Nedir?

    Bağımlılık/ Yetersizlik şeması (Dependence/ Incompetence schema) olan kişilerin temel tutumları çocuksuluk ve savunmasızlıktır. Bunlar başkalarının yardımı olmadan, karar verme, doğru ile yanlışı birbirinden ayırma, gündelik sorunları çözme ve para yönetimi gibi konularda sorun yaşarlar. Bu yüzden pasif ve çaresiz hisseder, çevresinde kendisine destek verecek ve işleri onun adına yapacak birilerini ararlar.

    Bu şemanın iki temel unsuru yetersizlik ve bağımlılıktır. Yetersizlik, kişinin karşılaştığı sorunlar karşısında hissettiği yetersizliği, bağımlılık ise bu yetersizliğin çözümü için kişinin kendisine yardım edecek birisi ya da birilerine bağımlı hissetmeyi ifade eder. Bağımlı hissedilen kişiler anne babalar, partnerler, arkadaşlar, patronlar hatta terapistler olabilir. Bu şemanın temel düşüncesi, “Beceriksizim, bu yüzden başkalarına ihtiyacım var.” şeklinde ifade edilebilir

    Bağımlılık / yetersizlik şemasına sahipseniz terapiye daha bağımsız ya da daha becerikli olma amacıyla gelmezsiniz. Daha çok sihirli bir hap ya da ne yapacağınızı söyleyecek bir uzman arayışında olursunuz. Sorun olarak daha çok anksiyete / kaygı, depresyon, fiziksel semptom(belirti)ları gösterirsiniz; ya da bağımlı olduğunuz kişi tarafından terkedilme korkusu sizi için depresif bir duruma sokabilir. Amacınız genelde bağımlılık ve yetersizlik gibi çekirdek duyguları değiştirmek yerine yukarıda belirtilen sorunları ortadan kaldırmak olur.

    Karakteristik Bağımlılık / Yetersizlik Davranışları

    • Bağımlılık /yetersizlik şemasına sahipseniz, başkalarından çokça yardım ister, yeni görevlerle uğraşırken sürekli soru sorar, kararlarınızla ilgili tekrar tekrar tavsiye arayabilir; kendi başınıza seyahat etmede ve mali durumunuzu idare etmede zorlanabilir; ilave sorumluluklar (işte terfi gibi)ı reddedebilir ve yeni görevlerden kaçınabilir ve sorunlar karşısında kolayca pes edebilirsiniz.
    • Yalnız başınıza araba sürmek sizin için zor olabilir. Çünkü kaybolmak, arabanın bozulması gibi durumlarla başa çıkmaktan endişe edersiniz.
    • Size yol göstermeleri için sürekli sizden akıllı ve daha güçlü insanlara yönelirsiniz.
    • Başarılarınızı küçültüp eksikliklerinizi büyütürsünüz.
    • Yalnız kalmaktan ve kendi başınıza yeni maceralara girmekten kaçınırsınız.
    • Kendi kararlarınızı ver(e)mezsiniz.
    • Ebeveynlerinize/eşinize göre yaşarsınız. Ebeveynlerinize kendi yaşıtlarınıza oranla çok daha fazla bağımlı davranırsınız.
    • Yüzleşmediğiniz korkularınız ya da fobileriniz olabilir.
    • Pratik işlevler ve günlük yaşam becerileri konusunda çok bilgisizsiniz.
    • Hayatınızın hiçbir döneminde kendi başınıza yaşamamış olabilirsiniz.
    • Hayatınızla ilgili önemli kararları almaktan, atılımlarda bulunmaktan kaçınabilirsiniz. Bu şekilde başkalarına bağımlı davranmış olmazsınız; ancak yapmanız gerekenleri de yapamamış olursunuz.
    • Yukarıdaki belirtilerin tam aksi yönde davranabilirsiniz. Alttan alta yetersiz hissetseniz bile kendi başınıza her şeyi yapabileceğinizi iddia edersiniz. Herhangi bir şey için başkasına güvenmezsiniz. Başkalarına danışmanız gereken durumlarda bile kendi bildiğinizi okursunuz. Karar almada, yeni işlere girmede çok cesur davranabilirsiniz; ancak içten içe daima bu defa başaramayacağınıza dair güçlü bir his taşırsınız.

    Bağımlılık / Yetersizlik Şemanızın Kökeninde Neler Olabilir?

    Bağımlılık şeması, genellikle çocuğun aşırı kollandığı, kendi kararlarını almasının engellendiği, kendi işlerini yapmasına fırsat verilmeden işlerin ebeveyn tarafından yapıldığı durumlarda ortaya çıkabilir.

    Bununla birlikte çocuğun yaşına oranla çok üstün performans göstermesi ya da kararlar alması gereken durumlarda tek başına bırakılması(ailenin göstermesi gereken desteği göster(e)memesi ve rehberlikte bulun(a)maması) şemaya yol açabilir.

    Bağımlılık / yetersizlik şemasına sahipseniz aile kökenleriniz aşağıdaki gibi olabilir:

    • Aşırı Korumacılık Kökenleri

    Aileniz aşırı koruyucu ve size olduğunuzdan küçükmüşsünüz gibi davranmış, sizin vermeniz gereken kararları ebeveyniniz vermiş olabilir.

    Hayatınızdaki tüm detaylarla ebeveyniniz ilgilenmiş olabilir. Böylelikle kendi başınızın çaresine bakmayı öğrenememiş olabilirsiniz.

    Size çok az ya da sıfır sorumluluk verilmiş olabilir; ödevlerinizi bile ebeveyniniz yapmış olabilir.

    Ailenizden hiç ayrı kalmamış ya da çok az ayrı kalmış olabilirsiniz. Ailenizden ayrı bir kimliğinizin olduğunu hissedememiş olabilirsiniz.

    Ebeveyniniz günlük işlerdeki becerilerinizi ve fikirlerinizi fazla eleştirmiş; yeni bir iş üstlendiğinizde çok fazla tavsiye ve yönerge vererek size karışmış olabilir.

    Ebeveyniniz size öylesine güvenli bir ortam sunmuş ki, evden ayrılıncaya kadar ciddi bir reddedilme ve başarısızlık yaşamamış olabilirsiniz.

    Ebeveyninizin birçok korkuları olabilir ve sizi sürekli tehlikelere karşı uyarmış olabilir.

    • Korunmasızlık Kökenleri

    Ebeveyninizden yeterli rehberlik ve yol göstericilik almamış olabilirsiniz.

    Şu ya da bu sebepten dolayı kararlarınızı(sizi aşsa bile) tek başınıza almak zorunda kalmış olabilirsiniz.

    İçten içe çocuk hissetmenize rağmen ailede yetişkin gibi davranmak zorunda kalmış olabilirsiniz.

    Sizden, yaşınızdan büyük şeyleri yapmanız ve bilmeniz beklenmiş olabilir.

    Özel Dikkat ! Bağımlılık Şemasında Şema Kimyası (Şemanın İlişkinize Etkisi)

    Şema Kimyası kavramı, şemaların (en temel, olumsuz psikolojik yapılanmalar) kendilerini sürdürücü özelliklerinin tutumlarımıza/ilişkilerimize yansımasını ifade eder. Buna göre şemamıza uygun olan kişiler hayatımıza olumsuz etki etse bile bize daha çekici gelebilirler. Buna göre ya şemamıza uygun kişileri hayatımıza alıyor ya da ilişkimizde şemamıza uygun davranışlar sergiliyoruz.

    Bağımlılık / yetersizlik şeması, şema kimyasının en önemli olduğu şemalardan birisidir. Çünkü bu kişiler genellikle kendilerini kollayabilecek, güçlü, koruyucu ve baskın kişileri eş veya arkadaş olarak seçerler. Şema kimyası ile oluşturulan bu ilişkiler, şemanın sürmesine neden olurlar. Çünkü kişi karar vermek ve iş becermek zorunda kalmadığı için kendi kapasitesinin hiç bir zaman farkında olamaz.

    Bağımlılık şemasına sahip kişiler kendilerinden daha becerikli eşler seçmeye eğilimlidirler. Bu kişiler her ortamda eşlerinin yanlarında olmasını isterler. Bu durum karşı tarafta bir süre sonra boğulma hissi ile beraber öfke doğurabilir.

    Bağımlılık / yetersizlik şemasına sahipseniz eşiniz/partneriniz güçlü ve koruyucu görünen bir anne/baba gibi olabilir. Size bakmaktan ve çocuk gibi davranmaktan zevk alıyor; sizin fikirlerinizi, zevklerinizi, ve başarılarınızı eleştiriyor olabilir.

    Eşiniz kendisi hakkında hiç bir zaman korkmuş, güvensiz ve incinebilir görünmüyor olabilir.

    Eşinizin fikirlerine kendinizinkinden daha fazla güveniyorsunuz. Çoğu kararları o alıyor.

    Eşinizin yanındayken kendi benliğinizi kaybediyorsunuz.

    Her şeyi partneriniz ödüyor, ve tüm finansal kayıtları o tutuyor.

    Yeni bir işe başlayacağınızda, o konuda bir bilgisi ve deneyimi olmasa bile her zaman eşinizin fikrini soruyorsunuz.

    Bağımlılık Şemasında Terapi Amaçları

    Bağımlılık / yetersizlik şemasında temel amaç, kişinin yeterlilik duygusunu artırmak ve başkalarına olan bağımlılığını azaltmaktır.

    Bu şemaya sahipseniz şema terapi sonucunda, kendinize daha çok güvenmeye, önemli kararlar almaya, hata yapmaktan kaçınmayı bırakıp risk almaya başlayabilirsiniz. Başkalarıyla olan ilişkilerinizi bağımlılıktan çıkartıp daha işlevsel bir hale getirebilirsiniz. Gittikçe daha fazla bağımsız bir kendilik geliştirirsiniz ve başardıklarınız sayesinde kendinize güveniniz artar.

  • Kusurluluk Şeması Nedir?

    Kusurluluk/ utanç şemasına (defectiveness/ shame schema) sahipseniz kendinizi bir şekilde kusurlu, hatalı, kötü, istenmeyen, kalitesiz, değersiz, sevimsiz, aşağı veya sevilmez vb. olarak algılarsınız. Buna paralel olarak da kendinizle ilgili hissettiğiniz kronik duygu utanç olur. Yani kendinizden utanırsınız.

    Kusurluluk algınızın dayanağı -ki, bu dayanak gerçekçi değildir- çok değişken olabilir. Bazı kusurlarınız açık (bencil olmak; öfkeli dürtülere veya kabul edilmez cinsel arzulara sahip olmak vb.) bazıları ise gizli (beğenilmeyecek fiziksel görünüş, sosyal beceriksizlik) olabilir.

    Kusurlu hissettiğiniz durumlar arasında şunlar yer alabilir: çok öfkeli, çok sıkıcı, çok yoksun, çok beceriksiz, çok tembel, çok huysuz, çok şişman, çok zayıf, çok uzun, çok kısa, çok garip, çok güçsüz, çok budala vb. olarak algılayabilirsiniz kendinizi mesela. Kabul edilemez cinsel ya da saldırgan tutkulara sahip olduğunuzu düşünebilirsiniz.

    Kusurluluğunuzu varoluşsal bir durum olarak algılarsınız. Yani, yaptıklarınızdan dolayı değil, kusurlu olduğunuz için kusurlusunuzdur size göre. Dolayısıyla aksi ispatlansa bile siz kendinizi kusurlu olarak algılama eğiliminde olursunuz.

    Başkaları tarafından kabul edilmemeye, beğenilmeye, suçlanmaya aşırı duyarlısınızdır; çünkü kabul edilmemek, beğenilmemek, suçlanmak sizin için bir felakettir. Başkaları yanında aşırı utangaç davranırsınız; çünkü kendinizi sürekli başkalarıyla karşılaştırabilirisiniz. Kendinizi yakın ilişkilerinizde ya da daha geniş sosyal dünyada (ya da her ikisinde) kusurlu hissedebilirsiniz.

    Kusurluluk/utanç şemasına sahipseniz nasıl davranırsınız?

    • Kusurluluk şemasında kendinizi sürekli kusurlu hissettirecek durumlar yaratabilir, kendinizi kusurlu hissettirecek durumlardan kaçınmak için aşırı çaba sarf edebilir ya da kusursuzluk peşinde aşırı uğraş verebilirsiniz. Bu yollar çok farklı gibi görünse de en temeldeki kusurluluk algınızı güçlendirmek gibi ortak bir paydaya sahiptirler.
    • Kusurluluk şemasına sahipseniz genelde kendinizi değersizleştirir(değersiz hissettirecek tutumlar sergilersiniz) ya da başkalarının sizi değersizleştiren tutumlarına müsaade edebilirsiniz. Başkalarının size kötü davranmalarına ya da sizi suistimal etmelerine izin verebilirsiniz.
    • Reddedilmeye ve eleştirilmeye aşırı hassasiyet beslersiniz. İçten içe problemleriniz için başkalarını suçlarsınız. Genelde içe kapanık olursunuz. Başkalarıyla kendinizi çokça kıyaslarsınız.
    • Genelde eleştirel ve reddedici partnerler seçebilirsiniz. Sizi değerli bulanları ise siz beğenmeyebilirsiniz. Bu durumda sizin için şu cümle çok tanıdık olabilir: benim gibi birini beğenen birinin nesini beğeneyim ki!
    • Kendinizi, kusursuz olduklarını düşündüğünüz ya da sizin kusurlarınızı fark edeceğini düşündüğünüzinsanlar yanında rahatsız hissedersiniz.
    • Yakın ilişkilerden ya da sosyal ortamlardan kaçınabilirsiniz. Çünkü insanların sizdeki kusurları fark edebileceğine inanırsınız. Gittiğiniz bir toplantıda, insanların çirkinliğinizi fark etmemesi için tenha bir yerde oturmayı seçebilirsiniz. Kusurluluk şemanızla başa çıkmak için madde bağımlılığı ya da yeme bozukluğuna yol açabilecek tutumlar sergileyebilirsiniz.
    • Kendinizi kusurlu hissettiğiniz alanlarda kıskanç ya da rekabetçi olabilirsiniz. Bazen bireyler arası ilişkileri yukarı-aşağı dansı olarak algılarsınız. Yani ya siz daha mükemmelsiniz ya onlar.
    • Kusurluluğun karşı kutbu olan mükemmellik için aşırı uğraş verebilirsiniz. Çok güzel/yakışıklı, zeki, başarılı, karizmatik vb. olmak için aşırı çaba sarf etmenize rağmen kendinizi iyi hissetmeniz fazla uzun sürmeyebilir. İyi görünmek için ayna karşısında çok uzun zaman harcayabilir, çok güzel konuşabilmek için olağan üstü emek harcayabilirsiniz.
    • Kendinizi en mükemmel hissedebileceğiniz gruplar içinde yer almaya çabalayabilirsiniz.
    • Sizden daha başarısız, daha çirkin kişilerle arkadaşlık kurarsınız.

    Kusurluluk/utanç şemanızın kökeninde neler olabilir?

    Kusurluluk Şemasına sahipseniz çocukken kendinizi sevmenizde ve değerli hissetmenizde bir sorun olabilir. Aşağılayıcı aile tutumları, ileri derecede soğuk ve dışlayan aile ortamlarına maruz kalmış olabilirsiniz. Şu tür yaşantılar sizin için söz konusu olabilir:

    • Ailenizde biri size karşı aşırı eleştirel, aşağılayıcı, ve cezalandırıcı olmuş olabilir. Birileri(aile, arkadaş, öğretmen vb) tarafından sürekli görünüşünüz, davranışınız ve söyledikleriniz için eleştirildiniz veya cezalandırıldınız.
    • Bir ebeveyniniz tarafından hayal kırıklığı, hata ya da yanlış bir şeymişsiniz gibi hissettirilmiş olabilirsiniz.
    • Bir ya da her iki ebeveyniniz tarafından reddedilmiş ya da sevilmemiş olabilirsiniz.
    • Bir aile ferdi tarafından cinsel, fiziksel, ya da duygusal olarak taciz edilmiş olabilirsiniz.
    • Ailede ters giden şeyler için genelde siz suçlanmış olabilirsiniz.
    • Ebeveynleriniz size sürekli kötü, değersiz, işe yaramaz olduğunuzu söylemiş olabilir.
    • Sürekli diğer kardeşlerinizle haksız şekilde karşılaştırıldınız, tercih edilen genelde onlar oldu.
    • Ebeveynlerinizden biri evi terk etmiş ve siz bu durumu kendi hatanız olarak algılamış olabilirsiniz.

    Kusurluluk şeması ilişkinizi nasıl etkiler?

    Şema Kimyası kavramı, şemalar(temel ruhsal yapılanmalar)ın kendilerini sürdürücü özelliklerinin ilişkilerimize yansımasını ifade eder. Buna göre şemamıza uygun olan kişiler hayatımıza olumsuz etki etse bile bize daha çekici gelebilirler. Buna göre ya şemamıza uygun kişileri hayatımıza alıyor ya da ilişkimizde şemamıza uygun davranışlar sergiliyoruz.

    Kusurluluk/Utanç Şemasına sahipseniz ilişkilerinizle ilgili şu tür yaşantılarınız olabilir:

    • Eşiniz size karşı fiziksel ve duygusal olarak tacizkar olabilir. Sizi aşağılayabilir ya da size saldırganca davranabilir.
    • Eşiniz çok çekici ve istenilen bir kişi olabilir. Sizinle istediğiniz şekilde ilgilenmeyeceğini bile bile ona vurulmuş olabilirsiniz. Onun yanında kendinizi ikinci planda ya da eksik hissedebilirsiniz.
    • Eşinizle birlikteyken kendinizi aşağılık hisseder ya da aşağılık hissettirecek şekilde davranabilirsiniz.
    • Eşiniz sizi pek de yakından tanımak istemiyor ya da size yakın davranmıyor olabilir. Onu hep uzak ya da soğuk olarak algılıyorsunuz.
    • Eşiniz sizinle düzenli zaman geçiremiyor. Evli ya da aynı zamanda birden fazla kişiyle flört ediyor; başka bir şehirde yaşıyor olabilir.
    • Eşinizi aşırı kıskanır ve sahiplenirsiniz.
    • Sürekli kendinizi başkaları ile karşılaştırır, kıskanç ve yetersiz hissedersiniz.
    • Eşinizin size değer verdiğine dair sürekli onay ihtiyacı duyar ve bunu beklersiniz.
    • Eşinizin sizi eleştirmesine, aşağılamasına, ya da kötü davranmasına izin verebilirsiniz.
    • Geçerli eleştiriyi kabullenmekte zorlanırsınız.
    • Çocuğunuz varsa onlara karşı aşırı eleştirel olabilirsiniz.
    • Elde ettiğiniz başarıları sahiplenemez, başarılı olduğunuzda kendinizi bir sahtekar gibi hissedebilirsiniz. Başarınızı sürdüremeyeceksiniz diye aşırı kaygı duyabilirsiniz.
    • Kariyerinizdeki gerilemelerde ya da ilişkilerinizdeki reddedilmelerde ümitsiz ve aşırı depresif olabilirsiniz.
    • Eşiniz gerçekten sevdiğiniz, saygı duyduğunuz birisi değil; onu kendinizden aşağıda görüyorsunuz. İnsanlar onu size yakıştıramıyorlardır.
    • Eşiniz tarafından kendinizi kabul edilmiş ve beğenilmiş hissettiğinizde onun hakkında çok eleştirel olursunuz, ve romantik hisleriniz kaybolur. Ardından ona karşı aşağılayıcı ve eleştirel davranabilirsiniz.
    • Eşiniz sizi gerçekten tanıdığını hissetmeyecek şekilde gerçek kimliğinizi saklarsınız. Ona karşı soğuk davranabilirsiniz.
    • Topluluk içinde konuşurken aşırı gergin olabilirsiniz. (Bu şema sosyal anksiyete bozukluğu ve sunum zorluklarında öneli bir yer oynar.)
    • Kusurluluk Şemasına sahipseniz flört etmek ya da bir ilişki yaşamaktan tamamen kaçınıyor olabilirsiniz. Karşı cinsi zararlı ya da ilişkiyi gereksiz olarak algılayabilirsiniz. Yalnızlık size daha çekici gibi gelebilir.

    Kusurluluk şeması nasıl tedavi edilir?

    Kusurluluk şemasının tedavisindeki temel amaç öz saygınızın yükselmesini sağlamak ve kendinizle ilgili algınızı gerçekçi bir duruma getirmektir. Terapi sürecinde, bir insan olarak sevgi ve saygıyı herkes kadar hak ettiğinizi görmeye çalışırsınız.

    Şema terapiyle birlikte kendinizi başkalarının yanında daha rahat hissedebilirsiniz. İnsanlarla ilişki kurmak size zor gelse de bundan kaçınmazsınız. Olumsuz duygularla karşı karşıya kalmayı göze alabilirsiniz.

    Diğer insanlara karşı bakışınız daha gerçekçi olmaya başlar. Onların sürekli sizinle ilgili olumsuz düşüncelere sahip olduklarına dair inancınızı test etmeye çalışırsınız.

    Kendinizi diğer insanlara (gerçekçi oranda) açabilir ve başkalarının da kendilerini size açmalarına müsaade edersiniz.

    Başkalarının yanında yapamadığınız şeyleri(yemek yemek, oturmak, konuşmak vb.) yapmaya çalışırsınız. Genel olarak sosyal ortamların tehlikeli olduğuna dair inançlarınızı test edersiniz.

    Kendinizi aşağılık ve kusurlu hissettirecek tutumlardan uzak durmayı becerebilirsiniz artık.